yaban hayatı tükeniyor - yaşayan gezegen raporu 2020

Yaban hayvanları popülasyonları 1970’ten bu yana yüzde 68 azaldı

17 dakikalık içerik

Yaban hayatı popülasyonları son 50 yılda yüzde 68 oranında azaldı. Bu veri, Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın Yaşayan Gezegen Raporu 2020’den. 

Biyoçeşitlilik yani Dünya üzerindeki zengin yaşam çeşitliliği endişe verici bir hızla kaybediliyor. Bu kayıp, kendi sağlığımızı ve refahımızı da etkiliyor ve daha kötü şekilde etkilemeye devam edecek. Artık, insanlar ve gezegen için felaket etkileri her zamankinden daha yakın görünüyor. WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Yaşayan Gezegen Raporu 2020 yayımlandı. Rapor, küresel yaban hayatı popülasyonundaki eğilimleri, dünyanın dört bir yanından katkı sunan 125’ten fazla uzmanın Yaşayan Gezegen Endeksi’ndeki verileri aracılığıyla hazırlandı. Rapora göre, memelilerin, kuşların, balıkların, amfibilerin ve sürüngenlerin popülasyon büyüklükleri, 1970’ten bu yana endişe verici şekilde, yüzde 68 oranında düşüş gösterdi. Endişe verici yaban hayatı popülasyonlarındaki düşüşün sebepleri arasında ise ormansızlaşma, sürdürülemez tarım faaliyetleri ve COVID-19 salgınına neden olan durum gibi yasadışı vahşi yaşam ticareti yer alıyor. 

WWF International Genel Müdürü Marco Lambertini, rapora ilişkin açıklama yaptı. Lambertini, “Yaşayan Gezegen Raporu 2020, insanların doğa üzerindeki artan tahribatının yalnızca yaban hayatı popülasyonları üzerinde değil, aynı zamanda insan sağlığı ve hayatımızın tüm yönleri üzerinde nasıl yıkıcı etkilere yol açtığının altını çiziyor.” dedi.

yaban hayatı tükeniyor - yaşayan gezegen raporu 2020
Yaşayan Gezegen Endeksi’ne göre yaban hayatı popülasyonlarındaki düşüş grafikte temsil ediliyor. Kaynak; WWF

Lambertini, açıklamasının devamında, “Vahşi yaşam türlerinin popülasyonlarındaki bu ciddi düşüşler, doğanın çözülmekte olduğunu ve gezegenimizin sistem arızalarının kırmızı uyarı verdiğini gösteriyor. Okyanuslarımızdaki ve nehirlerimizdeki balıklardan tarımsal üretimimizde çok önemli rol oynayan arılara kadar, vahşi yaşamın azalması doğrudan beslenmeyi, gıda güvenliğini ve milyarlarca insanın geçim kaynaklarını etkiliyor.” ifadelerini kullandı. 

WWF, gıda ve habibat sisteminde reform yapılması gerektiğini ileri sürerek, 2030 yılına kadar doğamızdaki yıkımın sona erdirilmesi için acil eylem çağrısında bulundu. Dünya üzerindeki yaban hayatında gerçekleşen bu 3’te 2’lik düşüşün ana nedenlerini vakıf, insan faaliyetleri olarak gösteriyor. 

İnsan faaliyetleri yaban hayatına sadece yüzde 25’lik alan bıraktı

WWF yaşayan gezegen raporu 2020
Güney Amerika’daki Cerrado bölgesinin değişimi. Kaynak; WWF

Dünyamızın buzlarla kaplı olmayan kara yüzeylerinin yaklaşık yüzde 75’i insanlar tarafından değiştirilmiştir. Kalan yüzde 25’lik kısım ise henüz yaban hayatına ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Gıda üretimi için arazi kullanımının değiştirilmesi, doğa kaybının en büyük faktörü olarak gösteriliyor. Dünyanın yaşanabilir arazi alanının yaklaşık yüzde 50’si zaten tarım ya da çiftçilik (sığır ve domuz mera alanları) amaçlı kullanılıyor. İnsanların doğa tahribatına bir örnek Güney Amerika’daki Cerrado bölgesidir. Bölge, dünyadaki tüm savanlar arasında en zengin yaşam çeşitliliğine sahip ve önemli bir su kaynağıdır. Aynı zamanda Cerrado, iklim değişikliğini hızlandıran karbonu da depolar. Ne yazık ki, bölgenin yarısı hayvancılık ve tüketime yönelik soya üretimi nedeniyle çoktan kaybedildi bile. Belirtmek gerekirse dünya üzerinde üretilen gıdanın 3’te 1’i ise israf ediliyor. Aslında daha az gıda üretip, daha az israf etsek doğamız çok daha kolay iyileşebilir. 

Tatlı sularda yaşayan türlerin popülasyonları daha fazla bir düşüşe sahip. Ortalama yüzde 84 oranında daha orantısız bir düşüş söz konusu. Yani, 3 tatlı su türünden 1’inin nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Kirlilik, nehirlerin ve göllerin akışında yapılan değişiklikler, aşırı sömürü ve madencilikle birlikte habitatın bozulması, tatlı su türlerinin karşı karşıya olduğu tehditlerden sadece birkaçı. Tüm balık türlerinin yaklaşık yarısını barındıran tatlı sular (göller, nehirler vb.) dünya yüzeyinin yüzde 1’inden bile daha az alanı kapsamaktadır. 

Gergedanlar, kutup ayıları ve kaplanlar tür kayıplarıyla ilgili haberlerin çoğunun odak noktasıdır ancak birçok böcek, bitki ve mikroskobik yaşam formu da neslinin tükenmesiyle karşı karşıya. Tam 500 bin küsur böcek türünün nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya!

Araştırmalara göre en çarpıcı düşüşü gören tür ise Çin mersin balığı (Acipenser sinensis) oldu. Bu türün Çin’in Yangtze nehrinde yumurtlayan popülasyonu, 1982 – 2015 yılları arasında baraj nedeniyle yüzde 97 oranında azaldı.

Gıda güvenliği – Son 20 yılda ürün çeşitliliği yüzde 75 azaldı

Yediğimiz bitki, hayvan ve mantar türlerinin yanı sıra gıda üretiminin ortaya çıkmasında rol oynayan tozlaştırıcılar ve mikroorganizmalar da bulunuyor. Bu yaşam çeşitliliği, yiyeceklerin farklı ortamlarda üretilmesine izin verir ve insanlara çeşitli ve dengeli diyetler sağlamaya yardımcı olur. Yediğimiz türlerin ötesinde, mahsulün çoğalmasını sağlayan tozlaştırıcılardan toprağı zenginleştiren mikroorganizmalara kadar çok çeşitli türler de gıda üretimi için gereklidir. Bu zengin biyolojik çeşitliliği korumazsak, BM’nin 2030 yılına kadar açlığı önlemeye yönelik Sürdürülebilir Kalkınma Hedefine (SDG) ulaşılması pek olası değil. Bu tozlaştırıcı ve mikroorganizmalar da insan faaliyetlerinden nasibini alarak, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Arılar, kuşlar ve kelebekler gibi tozlaştırıcıların, her yıl 235 ila 577 milyar ABD Doları değerinde mahsulün ortaya çıkmasından sorumlu olduğu tahmin edilmekte. İnsan gıdası için meyve veya tohum üreten dört mahsulden üçü tozlaştırıcılara bağlıdır. Ne yazık ki, iklim değişikliği, habitat kaybı, hastalık ve zararlıların yayılması nedeniyle dünyanın bazı bölgelerinde bu tozlaştırıcılar düşüş yaşıyor.

Ekonomik faaliyetimizin neredeyse tamamı doğaya dayalıdır. Doğa kaybı kriziyle başa çıkmazsak, dünya ekonomilerini büyük ölçüde bozma ve milyonlarca insanın hayatına ve geçim kaynaklarına zarar verme riskiyle karşılaşabiliriz. 

Kalori kaynağı muz tehlike altına girebilir

Rapora göre, son 20 yılda gıdada kullanılan ürün çeşitliliğinde yüzde 75’lik bir düşüş söz konusu. İnsanların gelişmek için ihtiyaç duyduğu bütün besin maddelerini alabilmeleri için çeşitli mahsuller yetiştirmek zorundayız. Çalışmaya göre bunlardan bazıları risk altında. Örneğin, muz. Dünyada binlerce muz çeşidi vardır ama küresel ihracatın yüzde 99’undan sadece bir çeşidi sorumlu; Cavendish.

Tek bir çeşide güvenmek, muz endüstrisinin hastalık salgınlarına karşı son derece savunmasız olduğunu gösteriyor. Cavendish’in artık yıkıcı Panama hastalığına dirençli olmadığı haberleri gıda güvenliğimizi iyileştirmemiz gerektiğine bir emsal oluşturuyor. Çünkü, dünya çapında milyonlarca insan, kalori alımlarının önemli bir kısmı için muza bağımlı. 

Kahve, çikolata ve patates de risk taşıyor

Kaybolan yiyecek ve içeceklerimiz bulunuyor. Bunların başını çikolata ve kahve çekiyor. Çikolatanın temel bileşeni olan kakao yalnızca belirli koşullar altında yetişebilir, bu da kakaoyu sıcaklık değişikliği gibi durumlarda onu son derece hassas hale getiriyor. Bu nedenle iklim değişikliğinin, mahsulun yetiştiği bölgelerde giderek değişken sıcaklıklara neden olması kakaonun yetişmesini tehlike altına sokuyor. Uluslararası Tropikal Tarım Merkezi (CIAT) raporuna göre, birçok çiftçinin 2030 yılına kadar kakao üretiminde düşüş görmesi muhtemel. Diğer tehlike altındaki besin ise kahvedir. Kahve çeşitlerinin yüzde 60’ı iklim değişikliği, hastalık ve ormansızlaşma nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Küresel kahve pazarını etkilemesi beklenen bu yok oluş, birçok çiftçinin geçim kaynağını da elinden alacağa benziyor. Kahve ve çikolatanın yanı sıra patates de tehlike altında. İklim değişikliğinin neden olduğu aşırı hava koşulları, 2055 yılına kadar 13 yabani patates türünü yok edebilir. ABD’deki çilekler de iklim değişikliği nedeniyle yok olabilir. 

İnsan sağlığının neredeyse tüm yönleri gelişen bir doğal dünyaya bağlıdır ancak biyolojik çeşitlilik kaybı şu anki hızda devam ederse, birçoğunun sağlığı ve refahı daha da kötüleşecek. İnsanları etkileyen bulaşıcı hastalıkların yaklaşık yüzde 60’ının insanlardan önce hayvanlarda ortaya çıktığını biliyor muydunuz? Hayvanlardan insanlara sıçrayan yeni zoonotik hastalıklar, son yıllarda giderek daha fazla ortaya çıktı. Bunlara Ebola, SARS ve son zamanlarda ortaya çıkan COVID-19 dahil. İnsanlar yaban hayatını ihlal ettikçe ve hayvanlar yaşam alanlarını kaybettikçe, hayvanlardan insanlara sıçrayan zoonotik hastalıklar için daha büyük risk altındayız. Bu yüzden biyoçeşitliliğin korunması, sağlığımızı, mülkümüzü ve güvenliğimizi korumak için tartışılamaz bir yatırımdır. 

Yeşil şehirler sürdürülebilir tarım ve daha az israf ile değiştirebiliriz!

Tüm bu endişe verici yaban hayatı kaybını tersine çevirmek için ise yapılması gerekenler, sürdürülebilir tarım ve üretim, doğa koruma, sürdürülebilir tüketim. İsraf yapmadan, hayvanların yaşam alanlarını koruyarak ve sürdürülebilir üretim yaparak doğamızı iyileştirmemiz mümkün. Ayrıca iklim değişikliğinin etkili olduğu aşırı hava koşulları sonucunda yükselen deniz seviyelerinin kıyı şeritlerini ve yaşayan canlılarını tehlikeye soktuğunu biliyoruz. Kıyı şeritlerini koruyarak, ormansızlaşma politikalarına karşı çıkıp daha fazla orman alanı oluşturarak ve ormanları şehirlerimize taşıyarak (yeşil çatılar-duvarlarla ve ağaç dikerek yağmur suyunu tutabiliriz) doğamızın içinde bulunduğu tehlikeyi azaltabiliriz.  

Kaynaklar;

WWF – Basın bildirisi

WWF – Yaşayan Gezegen Raporu 2020

1 Comment

  1. Öncelikle bu yazıyı yazan arkadaşın emeğine, zamanına, diline ve yüreğine sağlık.

    Benim en çok dikkatimi husus insan faktörünün aslında kendi cinsini yok etmeye ne kadar da meyilli olması. Doğanın dengesi o kadar mükemmel ki yaban hayvan deyip geçtiğimiz canlılar bizim gıdamızın güvenli olmasını bile sağlıyor. Şu an yaptığımız bu katliama bir dur demezsek yarın içecek su bile bulamayacağız. Yüzde 25 o kadar küçük bir dilim ki yazıyı okurken dehşete kapıldım. Mersin balığı beni en çok şaşırtan canlı oldu. Arıların, kuşların ve kelebeklerin 235 ila 577 ABD doları değerinde katkı sağlamasına inanamadım. Kelebek deyip geçmemek gerekiyormuş. Ne kadar kötü ki yarın yiyecek patates bile bulamayacağız.

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.

%d blogcu bunu beğendi: