su ekosistemleri nihan tavşanoğlu
/

Sucul ekosistemler – Bir gölün kuruması sadece su hacminin azalması değildir!

Çankırı Karatekin Üniversitesi Çevre Sağlığı Programı'nda görevli Doç. Dr. Ülkü Nihan Yazgan Tavşanoğlu, çalışma alanı olan sucul ekosistemleri anlattı.

13 dakikalık içerik

Sucul ekosistemler üzerine çalışan Çankırı Karatekin Üniversitesi akademisyenlerinden Doç. Dr. Ülkü Nihan Yazgan Tavşanoğlu, Bilimma’nın sorularını yanıtladı. Doç. Dr. Nihan Tavşanoğlu, su ekosistemlerinde ötrofikasyon (plankton ve alglerin aşırı artışı), kuraklık ve biyolojik çeşitlilik üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Söyleşimizde Doç. Dr. Tavşanoğlu’na, saha araştırmalarını nasıl yaptıklarından sucul ekosistemler üzerindeki iklim değişikliği etkilerine kadar sorular yönelttik. 

Ekosistemin bir parçası olan sucul ekosistemler göletler, göller, nehirler vb.’i tanımlamaktadır. Sucul ekosistem su ve sulak alanlarda yer alır. Su ekosistemlerinde genellikle bakteri, mantar, protozoalar dahil olmak üzere; böcek larvaları, salyangoz, soluncanlar, mikroskobik bitkiler ve hayvanların yanı sıra balık, amfibi, sürüngenler ve kuşlar bulunur. Virüslerin de doğal su ekolojisinin önemli bir parçası olduğu görülmüş ve son zamanlarda besin ve enerji döngüsü içinde önemli bir rol oynadığı ortaya konulmuştur.

Doç. Dr. Ülkü Nihan Yazgan Tavşanoğlu, 15 yılı aşkın süredir ekolojik araştırmalar yapıyor. Saha çalışmalarından laboratuvar deneylerine kadar göller, nehirler ve lagünlerdeki çevresel değişime biyolojik tepkiler konusunda özel deneyimlere sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Nihan Tavşanoğlu, çoğunlukla su ekosistemlerinin ve onların biyolojik çeşitliliğinin (taksonomik ve işlevsel) ötrofikasyon, mikroplastik kirlilik, arazi kullanımı, tuzlanma veya küresel ısınma gibi çevresel rahatsızlıklara tepkisiyle ilgileniyor. Doç. Dr. Nihan Tavşanoğlu, Çankırı Karatekin Üniversitesi Çevre Sağlığı Programında çalışıyor.

Su zengini olmayan ülkemizde su krizinin yaşanması çok uzak görünmüyor!

ülkü nihan yazgan tavşanoğlu sucul ekosistemler
Doç. Dr. Nihan Tavşanoğlu, 2016 yılında Bartın Üniversitesinde düzenlenen bir konferansa katılmıştı.

Sucul ekosistemler üzerine çalışıyorsunuz ve bunun için de göllerde araştırmalar yapıyorsunuz. Bir saha çalışmasını nasıl yürütüyorsunuz? Örneğin, bir gölde bir araştırma günü nasıl geçiyor? 

Nihan Tavşanoğlu: “Arazi çalışmasına başlamadan önceki gün hava durumunu kontrol etmek ve hava koşullarını öğrenmek ilk yapılması gereken işlerden. Suya çıktığınızda gün içerisindeki hava koşullarını bilmek teknedeki güvenlik önlemlerini sağlamak ve gerekli ekipmanları yanınıza almak açısından oldukça önemli. Gölde çalışmak çok keyifli olmakla birlikte bir o kadar da güçlükleri olan bir iş. Bir gölde çalışırken ilk önce örneklemelerimizi yapacağımız derinlikleri belirlemek amacıyla gölün batimetri haritasını çıkartırız. Belirlenen derinliklerden suyun kimyasal ve fiziksel kalitesini belirlemek amacıyla su örnekleri alırız. Sıcaklık, pH, oksijen, Secchi disk derinliği, tuzluluk ve iletkenlik gibi fiziksel değişkenlerin ölçümleri anında yapılır. Çalışmanın konusuna göre alınan örnekler ve ekipmanlar değişiklik gösterir. Örneğin, son dönemlerde yürüttüğümüz iki proje mikroplastikler konusunda olduğundan, bu projelerde manta kepçeleri dediğimiz mikroplastik örneklemesine uygun kepçeleri kullanıyoruz. Proje kapsamında dip çamurundaki mikroplastik yükünü belirlememiz gerektiğinden dolayı Van Veen dip kepçesi kullanarak dip çamurunu alıyoruz. Sonuç olarak sucul ekosistemlerde bütünsel bir yaklaşımla veri elde etmek oldukça fiziksel güç gerektiren bir süreç. Günün yorgunluğunu unutturan şey ise ekosistemi tanımlayacak biyolojik, fiziksel ve kimyasal değişkenleri örneklemiş olarak tekneden ayrılmanın keyfi oluyor.”

Çalışma konularınızdan biri iklim değişikliğinin sığ göllerdeki besin ağı üzerindeki etkileri. Türkiye’deki göllerden iklim değişikliğine dair veriler elde ettiniz mi? İklim krizi orman yangını, kum fırtınası gibi doğa olayları yaşanmadıkça Türkiye gündeminde kendine çok yer bulamıyor. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’nin iklimi nasıl değişiyor, neler diyebilirsiniz?

Nihan Tavşanoğlu: “Doktora çalışmalarım sırasında iklim değişikliğinin sığ göllerdeki besin ağı üzerine etkileri konusunda veri toplarken, ülkemizdeki göllerde buna ilişkin su seviyesi düşüşleri, tuzluluk artışları, ötrofikasyon gibi sonuçların ortaya çıktığını gözlemledik. Ayrıca bu sonuçlara bağlı olarak sucul ekosistemlerde komünite yapısında değişiklikler olduğunu belirledik. Sonuç olarak Türkiye’de de önemli bir problem olan iklim değişikliğine ilişkin değişimler giderek artmakta ve su zengini olmayan ülkemizde su krizlerinin ortaya çıkması çok da uzak görünmüyor maalesef.”

Günümüzde büyük öneme sahip sorunlardan biri de mikroplastikler. Medyada genelde okyanuslardaki plastik ve mikroplastik sorunu hakkında haberler görüyoruz. Türkiye’de durum nedir? Sucul ekosistemlerde atık ve mikroplastik sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Nihan Tavşanoğlu: “Endişe verici kirleticiler arasında değerlendirilen mikroplastikler tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir problem oluşturmakta. Mikroplastik kirliliği okyanus ve denizlerde yaygın bir şekilde araştırılmakla birlikte aslında bu sistemlere kirlilik yükünü taşıyan nehir sistemleri yani tatlı su ekosistemlerindeki mikroplastik yükü ile ilgili bilgi birikimimiz oldukça sınırlı. Ben ve ekibim tatlı su ekosistemlerindeki mikroplastik yükü ve mikroplastik kirliliğinin ekotoksikolojik etkilerini incelediğimiz bir proje yürütüyoruz. Araştırmalarımız bize insan faaliyetlerinin yüksek olduğu bölgelerde mikroplastik yükünün daha fazla olduğunu gösterdi. Mikroplastiklerin besin ağı üzerindeki ekotoksikolojik etkilerine yönelik çalışmalarımız ve deneylerimiz devam ediyor ve buna ilişkin sonuçları da en kısa sürede paylaşmayı ve literatüre sunmayı umut ediyorum.”

Kurak bölgelere kuru tarım destekleri artırılmalı

nihan tavşanoğlu sucul ekosistemler çalışmaları
Doç. Dr. Nihan Tavşanoğlu ve ekibi, sucul ekosistemleri araştırmayı sürdürüyor.

Türkiye’deki sucul ekosistemler kuraklıktan nasıl etkileniyor? Ülkemizde hangi bölgeler kuraklıktan daha çok etkileniyor ve etkilenecek? Kuruyan göller ve bu göllerde yaşamış olan canlıların kaybının ekosistem üzerindeki etkisinden bahseder misiniz? 

Nihan Tavşanoğlu: “Kuraklık etkisinin özellikle yağışların daha az olduğu Konya Kapalı Havzası gibi bölgelerde daha fazla hissedileceğini söyleyebiliriz. Ancak bu durumu sadece küresel ısınmaya dayandırmak çok doğru olmaz, aşırı yeraltı suyu kullanımının da bu sonuçları tetiklediğini eklemek gerekir. Elbette bir göl ekosisteminin kuruması, oraya endemik türlerin yok olması, daha doğrusu geleceğimizin teminatı olan biyoçeşitliliğin ortadan kalkmasına neden olacağı için sadece su hacminin azalması gibi algılanabilecek basit bir olay değildir. Su kullanımı ile ilgili bireysel çabalar çok kıymetli ancak boyutları ve etkileri düşünüldüğünde kanun koyucuların alacakları önlemlerin kuraklıkla mücadelede büyük bir rolü bulunmakta. Örneğin kurak bölgelere su isteği yüksek ürün deseni yerine kuru tarım teşviklerinin arttırılması önemli adımlardan.”

Arazi kullanımının sucul ekosistemler üzerindeki etkileri hakkında ne söylemek istersiniz? Tarım, hayvancılık ve kentleşmenin canlıların yaşam alanlarını kısıtlaması, tahrip etmesi popülasyonlarda düşüş veya beslenmelerinde ve gelişimlerinde olumsuz etkiler oluşturuyor mu?

Nihan Tavşanoğlu: “Son yıllarda su konusundaki farkındalığın artmasının umut verici olmasına karşılık maalesef uygulamalara geldiğimizde yeterli önlemlerin olmadığı ortada. Küresel iklim değişikliği ile birlikte azalan yağışlar özellikle su seviyelerinin düşmesine neden oluyor. Ayrıca tarım alanlarındaki vahşi sulama gibi aşırı su kullanımına ilaveten insan faaliyetleri ve kentleşmeyle birlikte evsel ve endüstriyel kirliliğin sucul ekosistemlere ulaşması suların kalitesinin bozulmasına neden olmakta. Dünya ölçeğinde değerlendirmek gerekirse kullanılabilir temiz suya ulaşamayan milyonlarca insan bulunuyor. Yapılan bazı tahminler 2025 yılından itibaren yaklaşık 3 milyar insanın su kıtlığı riski ile karşı karşıya kalacağı yönünde. En doğal hakkımız olan suya erişimin olmadığı bir hayatı yaşamak istemiyorsak ekolojik ayak izimizi düşürmemiz ve tüketim alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmemiz artık bir zorunluluk.”

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.