HaberKöşe Yazıları

4. Tür Çikolata: Ruby Çikolata – Doğal Pembe

ruby çikolata

Ruby çikolata nedir? Doğal pembe ruby çikolata nasıl yapılır? AB’de seyahat özgürlüğü … Helsinki sokaklarında Türkiye’den bilim insanları ve sanatçılar… Türkiye’den uzakta bayram. Fatma Akın sizin için yazdı.

Hayatımda ilk defa gurbette bayram geçirdim. Üniversite için İstanbul’da okurken ailemin yanına gitmediğim bayramlar olmuştu. Fakat o zamanlar bayram havasını evden uzakta olmama rağmen  hissederdim. Tanımadığın insanlarla bile ortak bir zeminde buluşmanı sağlayan önemli zamanlardan birini de bayramlar oluşturuyor. Umarım sevgili okur sen de huzurlu bir bayram geçirmişsindir. Şimdi gelelim benim son durumuma ben ise bu bayram kampüse çalışmaya geldim ve hatta kursum bile vardı. Daha önceki bayramlarda seradaki bitkileri, fakültedeki buzdolaplarını kontrol etmeye kampüse giderdim. İşte bu iki hikaye arasında temel bir fark vardı. İnsanlarla bayram neşemi istediğim gibi paylaşamamak. Ofise giriyor insanlara selam veriyor ve işinin başına oturuyorsun. Bunu yaşayan ne ilk ne de son kişi olacağım. Evet ve bayram vakti yaşadığım bu burukluk hafızamdaki çekmecelerden birinde yerini aldı.

ruby çikolata

RUBY ÇİKOLATA: Bitter, sütlü ve beyaz çikolatadan sonra PEMBE ÇİKOLATA

Wageningen’e ilk geldiğim zamanlar marketlerde çok ciddi zaman harcadım. Yeni bir düzene alışmak elbette zaman alıyordu. Özellikle İngilizce açıklaması olmayanlar ürün etiketleri inanılmaz yorucu idi. Hollandaca, Almanca, Fransızca var ama İngilizce yoktu çoğunda. Şu ana kadar öğrendiğim Hollandaca kelimelerin çoğunu markette alışveriş yapmaya çalışırken öğrendiğimi de eklemiş olayım. Markette beni yoran esas şeylerden biri de alacağım bazı ürünlerde çok fazla çeşit olması. Alt tarafı bir süt, peynir veya yoğurt alacaksın. Bu kadar çok çeşit olması gerçekten yorucu. Çikolata reyonuna bakarken bunların hepsini denemeye doktoram yeter mi diye düşünürken bulmuştum kendimi. Burada tanıştığım bir çikolata çeşidinden bahsedeyim: Ruby Çikolata (doğal pembe çikolata).

Reyonda yine hangisini alsam diye bakınırken pembe bir paket görüp bir deneyeyim bakalım dedim. Pembe renkli ve frambuaz gibi ekşimsi bir tadı var. Daha önce Ruby çikolata duymadığım için o ekşimsi meyve tadının tatlandırıcıdan veya olası diğer ürünlerden kaynaklı olduğunu düşündüm. Beyaz çikolatanın 80 yıl önceki icadından sonra evet karşımızda dördüncü bir çikolata türü vardı: Ruby Çikolata . Tanrıların yiyeceği olan çikolatada nihayet yeni bir türe kavuştuk.

Ruby Çikolata nasıl doğal pembe oluyor?

Pembe çikolatayı piyasaya süren firma, bu pembe çikolatanın çekirdeklerinin klasik çekirdeklerle aynı olduğunu, genetiğini değiştirmediklerini ve tatlandırıcı da eklemediklerini yani bu renk tonunun tamamen doğal olduğunu söylüyor. Çikolata hakkında yazılar yazan bir blogger pembe rengin nereden geldiğini anlayabilmek için bu sorunun arkasından pembe çikolatanın patentine kadar gitmiş:  Kakao çekirdekleri eğer fermente edilmezlerse pembe renginde kalıyor, ama fermentasyona giderse bildiğimiz klasik kahverengi rengine dönüşüyor. **

Fermentasyon mu Fermantasyon mu?

Şimdi burada bir parantez açmak istiyorum. Fermentasyon mu fermantasyon mu? Ben lisansta “Fermentasyon Teknolojisi” adında bir ders almıştım. Hatta Nazlı hoca (Nazlı Arda), dersin ilk gününde “Padişah fermanı mı bu yahu” diyerek Fermentasyon şeklinde kullanmamızı söylemişti. A harfi ile kullanımını savunan kişi TDK ve TÜBA sözlükte *a* harfi ile kullanıldığına dikkat çekiyordu. Evet buna ek olarak YÖK’ün tez veri tabanında ve Türkçe yazılmış makalelerde her iki sözcüğü arattığınızda aslında her iki kelimenin de kullanıldığını görüyorsunuz. Ben de fermentasyondan yanayım açıkçası. Öyle de kullanmaya devam edeceğim. Nazlı hocaya da buradan selam olsun!

Helsinki Ziyareti

Bayramda eve gidemedik ama bayram öncesinde ufak bir Helsinki ziyaretim oldu. Oradan birkaç not paylaşmak istiyorum. Hollanda, benim için ikinci en uzun yurtdışı deneyimi olacak. Ama ilk defa bir AB ülkesinde bu kadar uzun kalmış oldum. Finlandiya’ya giderken beni şok eden bir durum yaşadım. Hiç bir yerde ne kimliğimi göstermek zorunda kaldım ne de pasaportumu. Sadece iki kez biletimin barkodunu okuttum. Kimlik göstermeden ilerliyor olmak başta biraz işkillendirdi. Bir an bir yerde ben yanlış mı yaptım diye düşünmeye başladım. AB içinde seyahat dolaşım serbestliği ne kadar güzelmiş be! Konya’dan İstanbul’a trenle gider gibi Amsterdam’dan Helsinki’ye geçme kolaylığını tattım ya! Seyahat özgürlüğü konusunda mücadele eden insanları daha iyi anladım.

AB içinde dolaşım serbestliği!

Yıllardır önümüze hep şu örnek konulurdu. Avrupalı gençler her yeri geziyor. Elbette gezerler! Kaç yıl evvel bir kongre için İtalya’ya gittiğimde kaldığım hotelde liseden yeni mezun olmuş iki İsveçli ile tanışmıştım. Biri 18, öteki 19 yaşında idi. Üniversiteye hemen başlamak yerine bir yıl ara verip gezmeye karar vermişler. O gün bunu duyduğumda kıskanmayla biraz karışık çok imrenmiştim. Ama benim ülkemin gençlerine göre daha ayrıcalıklı durumda olmaları kıskanılmayacak gibi değildi.

Vize konusuna hazır değinmişken aklıma çevremden duyduğum bir sorun daha geldi. Benim değil ama çevremdeki bazı arkadaşların başına gelmişti. Bir kongreye gitmek için AB ülkelerinden birine vize başvurusu yapıp kongre bittikten sonra vize kabulü aldığını söyleyen birkaç arkadaşım olmuştu. Daha da kötüsü vize reddi almak! Bunu haketmiyoruz biz! Çocuklarımıza denk gelir mi bilmiyorum ama torunlarımız umarım daha güzel günlere kavuşurlar! Özgürce seyahat etmenin tadına varırlar.

İnsan her yerde insan!

Helsinki’ye gittiğimde bir Türk grup bilimci ve sanatçı ile buluştum. Bilimci arkadaşlar ile konuşurken yaşadığımız sorunların ne çok benzediğini farkettim. Dışarıdan bakınca “Aaa müthiş bir grup!” dediğin grup içinde neler dönüyor neler! Bir yandan “Bu sorunları sadece ben yaşamamışım, demek ki başka insanlar da benzer şeyleri tecrübe ediyormuş.” derken buluyorsun kendini. Yani sevgili okur nereye gidersen git bir tarafı güller bahçesi olsa da gittiğin yerde istemediğin yabani otların yetiştiğini hep göreceksin! Bundan kaçış yok. Dedikodu şeklinde değil ama yaşadığın sorunları paylaşabileceğin insanlar bulmaya bakın. Paylaştıkça bu problemleri çözmek daha kolaylaşıyor, çözemeseniz bile bunları kabullenip kafaya takmamaya başlıyorsunuz.

Bir gün Helsinki’ye yolunuz düşerse Lost in Helsinki’ye de muhakkak uğrayın! Memo’ya da selam söyleyin! 🙂 Bayramda Türkiye’de değildim ama bayram öncesinde Baltık denizine girip 12 saniye durabildiğimi gören şahitlerim oldu! 🙂

Lost in Helsinki!

Bir sonraki yazıda ise son aldığım iki kurstan bahsedeceğim. Biri WIAS Introduction Day, öteki ise WIAS Essential Skills.

Yazar Hakkında

İstanbul Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden 2012 yılında mezun oldu. Konya'da Selçuk Üniversitesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümünde yüksek lisans derecesini aldıktan sonra Hollanda'da Wageningen Üniversitesi & Araştırma Merkezinde Hayvan Islahı ve Genomiks Bölümünde 2019 yılının Mart ayında doktoraya başladı. Yüksek lisans eğitimi sırasında tezi dışında tuz stresine tolerant buğday çeşitlerini geliştirmeyi amaçlayan bir TÜBİTAK ıslah projesinde bursiyer olarak çalıştı. Yüksek lisans tezinde hiperakümülatör bir bitkide bor stresi çalışan Fatma, doktora tezinde tamamen farklı bir canlı grubu ile çalışacak: Sığırlar. Doktora tez projesi ise farklı ülkelerde yetiştiriciliği yapılan sığır ırklarında süt üretimi verimini artırmaya yönelik olacak. Ayrıca @bilimkadinlari Twitter projesinin de yöneticilerinden biridir. Doktorasına devam ederken Bilimma'da Hollanda izlenimlerini paylaşacak.
Bilim dünyasının son haberlerini kaçırmamak için eposta bültenimize hemen üye olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Worth reading...
Etik değerler açısından doğum fotoğrafı