Haber

Ormanlarımız için neleri yapmalı, neleri yapmamalıyız?

orman yangını

Orman yangınları ve Kaz Dağları yakınındaki altın arama çalışmaları ile ormanlarımız Türkiye’nin gündeminde. Çeşitli üniversitelerin orman fakültelerinde görevli olan 5 akademisyen, yangınlara ve ormanlara ilişkin ortak bir bildiri yayımladı. Bildiriyi oluşturan akademisyenler; İstanbul Üniversitesi (İÜ) Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Ünal Akkemik ve Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Bartın Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Erdoğan Atmış, İÜ Orman Fakültesi’nden Doç. Dr. Cihan Erdönmez ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu.

Bildiride öncelikle, iklim krizi, su kıtlığı, orman alanlarının azalması ve bunlara rağmen ormanların bilinçsiz kullanımı, özel sektör-devlet işbirlikleriyle yürütülen ekonomik kazanç odaklı kalkınma politikalarının ormanlar üzerindeki etkisinden söz edildi. Bildirinin devamında, “Ne var ki, ormanları koruma duyarlılığı; yangınlar, madencilik, yeşil yol ve HES gibi kamuoyunun gözünden kaçırılamayan ve ormanlara doğrudan zarar veren olaylar sırasında zirve yaparken, diğer zamanlarda unutulup gitmektedir.” denilerek ormanların gündem dışı kaldığı dönemlerden yakınıldı.

‘Kap fidanı koş ormana’ kampanyaları ne kadar bilimsel?

Yangınla mücadelenin yanısıra kamuoyunun da ormanlar hakkında doğru bilgilendirilmesini isteyen ekip, “Orman yangınları konusunda bilgi ve deneyimi neredeyse hiç olmayan sayın Tarım ve Orman Bakanı tarafından yapılan talihsiz açıklamalar kamuoyunun kafasını iyice karıştırmış, bunun sonucunda da halkın ormancılık örgütüne karşı güveni oldukça azalmıştır. Öte yandan, bu karmaşa nedeniyle olsa gerek, konu ile ilgisi olan olmayan her kesimin hem orman hem de yangınlar konusunda dayanaksızca iddialarda bulunulmasının önü açılmıştır.” ifadelerini kullandı.

Bildirinin ilerleyen kısımlarında akademisyenler, vatandaşların sorumluluk bilinci ile hareket etmesini ve özellikle sosyal medyada gördükleri, okudukları her paylaşımı doğru gibi lanse etmemesi gerektiğini vurguladı. Bu konuyu bir örnekle açıklayan ekip, ifadelerini sürdürdü: “Ormancılık dünyada 200 yıldan ülkemizde ise 150 yıldan uzun süredir eğitimi de yapılan oldukça teknik, karmaşık ve uzun erimli sonuçları olan bir bilim dalıdır. İyi niyetle de olsa kaza geçiren kişiyi karga tulumba taşımaya çalışmak nasıl yarardan çok zarar getirecekse, bilgiye dayanmayan ve ‘tıklanma’ hevesiyle sansasyonel paylaşımlar yapmak, kampanyalar düzenlemek, ‘kap fidanı koş ormana’ çağrıları yapmak hem ormancılık bilimini hiçe saymak, hem de kaş yapayım derken göz çıkarmak anlamına gelecektir.”

Ormanlar için çözüm bilimle hareket edilmesi

Akademisyenler, 9 madde ile açıklamalarını derinleştirdi. 5 akademisyenin bildirisinde yer alan 9 madde;

  • Ormanlarda yaşanan yıkımların temelleri; ormanların gündemde olmadığı zamanlarda oluşturulan politikalarla (yasal düzenlemeler, örgütsel yapılanmalar, plan ve programlar vb.) atılır. Çözüm ormanlara zarar veren politikaların ortak akılla ve her türlü siyasi ve ekonomik çıkardan vareste düzeltilmesinden geçer. Anlık, gelip geçici hassasiyetlerin ne yazık ki anlamlı ve yapıcı sonuçlar doğurmadığı ortadadır.
  • Ülke orman ve ormancılığı günlük siyasetin çok ötesinde, ulusal uzlaşı ile yürütülecek bir konudur. Ormancılık örgütünün farklı birim ve kademelerinde görev alan orman mühendislerinin büyük bir kısmının sorumluluklarını siyasetçilerin güdümüne girmeden, mesleki ve toplumsal bilinç ve duyarlılıkla yürüteceklerinden kuşkumuz yoktur. Siyasetçilerin teşkilat üzerinde amansız bir baskı kurma arzusunun olduğu bilinmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki ormancıların birinci görevi; ormanları korumak, varlığını arttırmak ve topluma çeşitli hizmetler sunmaktır. Bu görevi yerine getirmek yerine, ormancılığın siyasetçilerin güdümüne girmesinin aracı olan ve hatta bu çarpık durumdan yararlanan ormancı bürokrat ve teknokratları uyarma gereği duyuyoruz.
  • Ormancı meslek kuruluşları da aynı sorumluluk altındadır. Başta Orman Mühendisleri Odası olmak üzere ki, özünde bu kurumun ormanlarımız ve ormancılığımız konusunda hassasiyetine inanmak istiyoruz, bazı ormancılık meslek kuruluşlarının ormanlarımızı yıkıma götüren bunca gelişme yaşanırken tek kelime edemeyip, hala siyasetçilerin gözüne nasıl gireriz arayışı içinde olmaları, tarih önünde hesap vermelerini oldukça güçleştirmektedir. Bu yanlış yoldan bir an önce dönmelidirler.

Orman Fakülteleri ormanlar üzerinde daha çok söz sahibi olmalı!

  • Ve orman fakülteleri… Sessizlik ve suskunluk, ile akademi yan yana gelemez. Ormanlarımızı ilgilendiren her konu orman fakültelerini de kurumsal olarak ilgilendirir. Orman fakülteleri geçmişte olduğu gibi bu tür konuları akademik kurullarında tartışıp ulaştığı sonuçları tüm kamuoyuyla ve yetkili kurumlarla paylaşma sorumluluğunu bir kenara itemez. Toplumsal sorumluluk anayasa ve yasalarca tanımlanmış bir akademik görevdir. Fakültelerimizin önceki yıllarda olduğu gibi şimdi de olumlu ya da olumsuz, serbestçe görüşlerini beyan etmelerinin büyük yararlar doğuracağı açıktır.
  • Sivil toplum kuruluşları ve doğaseverlerin eleştirileri ve görüşleri ormancılık bilimi ile birlikte ormancılık politikalarının temel hareket noktalarındandır. Bu kesimlerin eleştiri ve görüşlerini şekillendirirken bilimsel bilgi üzerinden hareket etmesi ve doğruluğu tartışılır bilgiye kapılarını kapamaları, ormancılık ilgi grupları arasındaki uzlaşmanın ve birlikte hareket etmenin önünü açacaktır.
  • Doğruluğu tartışılır bilginin itibar görmesine yol açan etkenlerden biri de yukarıda saydığımız kurumların suskunluğu ya da yetersiz, tek yönlü bilgilendirmeleridir. Orman Genel Müdürlüğü kafalarda soru işareti bırakmayacak şekilde etkili, hızlı ve tatmin edici bilgi akışını sağlamalı, şeffaflık konusunda hiçbir bahane üretmemelidir. İsteyen her yurttaş her türlü ihale ve sonucu ile yapılan teknik çalışmaların detaylı bilgisine ulaşabilmelidir. Aksi durumda kamuoyunda çokça karmaşaya yol açacak yorum ve değerlendirmelerin önüne geçilemez. Örneğin son İzmir yangınında halkın yeterince bilgilendirilmemesi, yangın ile kahramanca mücadele eden bir teknik elemanın kundakçı bir terörist muamelesi görmesine yol açmıştır ki, bu kabul edilemez bir hatadır. Bu noktada meslektaşımızı bilgisiz ve insafsızca eleştirenleri de en azından bundan sonraki olaylarda daha temkinli olmaya çağırıyoruz.

Ormanlar sanayi ve turizm bölgelerinde azalıyor

  • Türkiye’de ormanların durumu ne yazık ki iç açıcı değildir. Envanter olarak orman alanları artıyor görünmekle birlikte bu artış nüfusu azalan, göç veren yörelerde gerçekleşmekte; nüfusu yoğun sanayi ve turizm merkezlerinde ormanlar azalmaktadır. Bunun yanı sıra ülke genelinde ormanlar biyolojik çeşitlilik kaybı, habitat parçalanması vb. niteliksel kayıplara uğramaktadır ve bu kayıplar had safhadadır. Ormanlarımızın yıkımına neden olan en büyük uygulama; orman alanlarının madencilik, turizm, altyapı vb. tesisler için ormancılık dışı amaçlarla kullanımlara tahsis edilmesidir. Ülke çapında bu amaçla yapılan tahsislerin toplam miktarı 700 bin hektara yaklaşmıştır. Vahim olan; bu tür tesislerin ekosistem bütünlüğünü bozduğu ve orman parçalanmasına (fragmantasyon) yol açtığının henüz farkına varılamamış olmasıdır.
  • Yanan orman alanlarının yeniden ormanlaştırılması Anayasa gereğidir ve ormancılık örgütü bu gereğe günümüze kadar uymuştur. Sosyal medyada bolca paylaşılan ve aksi yapılıyormuş gibi algı yaratan bilgi ve belgeler gerçeği yansıtmamaktadır. Fakat yine de bu yönde kuşkusu olan yurttaşların ilgili ormancılık birimlerinden bilgi alması ve tatmin olmazlarsa yasal yollara başvurması anayasal bir haktır.

Yanan alanlar koruma altına alınıp kendi haline bırakılmalı

  • Türkiye’de 70 yıldan fazla süredir düzenli olarak ağaçlandırma yapılmaktadır. Ağaçlandırma açısından ülkemiz hatırı sayılır bir birikime sahiptir. Bu, ülke ormancılığımızın yüz akı konularından biridir. Ancak siyasal iktidarın yalnızca kendi döneminde ağaçlandırma yapılmış veya kendi döneminde, önceki dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde çok ağaçlandırma yapılmış algısı yaratmaya dönük beyanatları gerçeği yansıtmamaktadır. Diğer yandan, “şu kadar kestik ama bu kadar da diktik” anlayışının ormancılık biliminde karşılığı yoktur. Doğal ormanlarla ağaçlandırma alanları ekosistem bütünlüğü ve niteliksel açıdan karşılaştırılamaz. Bu kapsamda yanan alanların aceleyle ağaçlandırılması yerine yöredeki doğal ağaç türlerinin tohumla gençleşmesine olanak sağlayacak yöntemler uygulanmalıdır. Bunun için özellikle kızılçam ormanlarında yanan alanların koruma altına alınması, gerekiyorsa yöreden toplanan tohumlarla takviye yapılması yeniden ormanlaştırma için yeterlidir. Böylece genetik çeşitlilik korunarak ormanların iklim değişikliğine uyumu sağlanmış olacaktır. Ormancılığın ve ormancılık politikasının birinci amacı doğal ormanların korunmasıdır ve başka hiçbir eylem bu amacın arka plana itilmesini haklı gösteremez.

Kaynak;

Oksijen-Bildiri

Yazar Hakkında

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü mezunudur. Bilim ve teknoloji haberciliğinden önce spor ve gündem alanlarında muhabirlik yaptı. Paylaşmak istediğiniz haberler için +90 (541) 380 12 73 numaralı whatsapp ihbar hattımızdan veya [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz.
Alakalı İçerikler
Haber

Ormanı yakmakla suçlanan görevli aslında karşı ateş ile yangını söndürüyordu

DoğaHaber

Amerika'daki Ormanlar Sibirya Ormanlarına etki ediyor !

Bilim dünyasının son haberlerini kaçırmamak için eposta bültenimize hemen üye olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir