mert gökalp'in orfoz belgeseli
///

Orfoz: Resifin Efesi – Avlanması yasak olan orfozun öyküsünü Mert Gökalp anlattı

Orfoz, özellikle Akdeniz kıyılarında bulunan başı ve ağzı büyük, kalın derili, boyu 150 santimetreye, ağırlığı ise 60 kilograma kadar ulaşabilen bir balık türü.

23 dakikalık içerik

Orfoz: Resifin Efesi belgeseli yayınlandı. Yönetmenliğini deniz biyoloğu Mert Gökalp’in yaptığı belgesel, avlanması yasak olan ve nesli tehlikede bulunan orfoz balığının öyküsünü anlatıyor. Bu balık türü, Brezilya ve Arjantin kıyılarından Güney Afrika kıyılarına, Akdeniz’de Tunus’tan Ege (nadiren Marmara) kıyılarına kadar birçok coğrafyada yaşıyor. Yoğun avlanma sonucu nesli tehlikeye giren orfozun varlığını, yüzyıllar öncesine uzanan mozaiklerde ve arkeolojik buluntularda bile görebiliyoruz. 

Yönetmen Mert Gökalp’in çektiği Orfoz: Resifin Efesi belgeseli geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Son 20 yılda orfozların Akdeniz’de ve özellikle Türkiye’de popülasyon büyüklükleri azaldı. Uluslararası Doğa Koruma Birliği‘nin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde durumu tehlikede (endangered) olarak belirtilen orfoz (Epinephelus marginatus) balığının artık iç sular dahil bütün sularımızda avlanması, toplanması, gemilerde bulundurulması, karaya çıkarılması, nakledilmesi ve satılması yasak. Önceki yasada herkesin günlük bir orfoz avlama hakkı vardı ama bu yasa suistimal edildiği için artık orfoz avlamak yasaklanmış durumda. Orfoz, bölgedeki balıkçılar için önemli bir balık ama geç üreyen, az birey üreten, dolayısıyla biraz baskıyla popülasyonu tehlikeye giren bir balık ve yasadışı avcılık, bu balıkların popülasyonlarını tehlike altına sokuyor.

Orfoz: Resifin Efesi belgeseli, koruma alanlarının önemine vurgu yapıyor; koruma alanları pek çok canlının sığındığı limanlar, insan baskısından kurtulup nefes alabildikleri yerlerdir. Bu alanların temel amacı hassas ekosistemleri, vahşi yaşamı korumak veya sürdürülebilir balıkçılığı sağlamak. Okyanuslardaki koruma alanları yüzde 3 civarında iken tamamen korunan alanların oranı ise daha vahim; yalnızca yüzde 1. Akdeniz’deki koruma alanları yüzde 4 civarında.  Oysa ki Akdeniz, dünyada deniz ve insan ilişkisinin ilk oluştuğu yerlerden biri. Kanıtını, Akdeniz kıyılarında neredeyse her yerde karşımıza çıkan mozaiklerde ve arkeolojik buluntularda görebiliriz. Ülkemizdeki koruma alanlarından olan Kaş-Kekova bölgesi, 2006 yılında deniz rezerv alanı ilan edildi ve 2012 de koruma alanı genişletilerek kıyılar da koruma altına alındı. Koruma alanındaki bazı bölgeler balıkçılık faaliyetlerine bazıları ise tüm dalışlara kapatıldı. Kaş’ta korumacılar nöbetleşerek dinamit atanları engelliyor ancak zıpkın avcıları kaçak avlanmayı bir şekilde sürdürüyor.

Orfoz: Resifin Efesi belgeselinin yönetmeni Mert Gökalp ile bir söyleşi yaparak belgeseli ve orfozu konuştuk. Aynı zamanda deniz biyoloğu, su altı fotoğrafçısı ve yazar olan Gökalp, lisans ve yüksek lisans eğitimini sırasıyla ODTÜ Petrol Mühendisliği, University of Miami RSMAS Fiziksel Okyanus Bilimi, Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsünde yaptı. Gökalp’in uzmanlık alanları ise deniz biyoteknolojisi ve süngerler. Mert Gökalp’in akademik yaşamını kısaca tanıdıktan sonra artık söyleşiye geçebiliriz.

Küçük görülen bireysel faaliyetlerin orfoz popülasyonlarına büyük olumsuz etkileri

orfoz balığı
Foto; Orfoz: Resifin Efesi belgeselinden Mert Gökalp’in izniyle alınmıştır.

Hilal Bardakcı: Orfoz belgeseli çekme fikri nasıl oluştu? Belgeselde çocukluğunuzda orfoz avladığınızı söylemiştiniz. İleriki yaşlarda duyarlılık oluşmasına mı dayanıyor?

Mert Gökalp: “Orfoz belgeseli çekme fikri bir süreçte gelişti. NTV ile ‘yeşil ekranı mavi ekrana taşıma’ projesi vardı. Türkiye Deniz Canlıları kitabımı NTV Yayınlarından çıkaracak ve NTV’de Mavi Ekran adıyla bir belgesel kuşağı yapacaktık. Su altı canlılarıyla, kıyılardaki tehlikelerle alakalı yeni bir belgesel şekli ortaya çıkarmak istiyorduk fakat ne kitap NTV yayınlarından çıkabildi ne de program yayınlandı. Ama ben zaten Kaş’ta kitap için olsun, daha önce üniversite hayatımda ODTÜ Sualtı Topluluğu’nda olsun dalışlar yapıyordum, gruplar götürüyordum. Türkiye Deniz Canlıları rehberi için sene içerisinde bolca dalış yapmıştım ve bu yüzden Kaş bildiğim bir yerdi.

Arkadaşlarımla Kaş’ta bir takım çekimler yapmaya başladık ama gelişmedi. Daha sonra ben yıllar içerisinde Kaş’a giderek orfozla ve bölgenin koruma alanı olmasıyla alakalı fikirler oluşmaya başladığını gördüm. Zaten bölge halkından, dalış merkezlerinden gönüllü koruma faaliyetleri yapanlar vardı ama WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), Sualtı Araştırmaları Derneği gibi bir takım kurumların da işin içine girmesiyle koruma çalışmaları arttı. Daha sonra Akdeniz Koruma Derneği de devreye girdi, onların da çalışmaları oldu ve bir şekilde orfozla alakalı koruma alanı çalışmaları ilerlemeye başlayınca fark ettim ki orfoz hakkında bir film yapmak gerekiyor.

Belgesel çekme fikri 10 senelik bir süreci kapsıyor. Bu süreçte hikayelerin; biyolojik öykülerin; canlıyla alakalı verilerin toplanması, toplantılara gidilmesi, röportajların yapılması en az 5 senelik bir süreç aldı. Kaş’ta 4K çekimleri sürdürdüğüm son 3 yıl içerisinde de yoğun sualtı görüntüleri aldım. Son olarak da drone görüntüleriyle ve meyhane görüntüleriyle çekimler bitmiş oldu.

Sorunuzun devamına gelecek olursam evet, çocukken avlanıyordum. Ailede balığı getiren tamamen bendim aslında. Yazları 4-5 ay sudan çıkmıyordum. Zıpkınla avcılık yapıyordum ve o dönemde çevre bilincimiz de gelişmemişti. Bir Kızılderili mantığıyla sadece ailemizin ihtiyacı kadar avlıyordum ve fazlasını avlamak veya satmak gibi bir düşüncem hiç oluşmamıştı. Fakat daha sonra ben dahil kıyılarda oltacıların, zıpkıncıların, ağ atanların bireysel etkilerini ya da kıyılardaki tesislerin, yerleşimin, popülasyon artışının etkisini gördükten sonra avcılık yapamamaya başladım. Denizle bir arada olmak, denizi sevme, denizden vazgeçememe, denizden hayatımı kazanma hissimi bir şekilde sualtında görüntü avlama noktasına taşıdım. Gördüklerimi, bildiklerimi insanlara aktarmaya başladım.”

Zevk veya rant için zarar verdiğimiz ekosistem hızla çöküyor

orfoz belgeseli
Foto; Orfoz: Resifin Efesi belgeselinden Mert Gökalp’in izniyle alınmıştır.

H.B. : Orfozun avlanmasına ilişkin yasal eksiklikler, sorunlar neler ve nasıl düzenlenmeli sizce?

Mert Gökalp: “Yasal eksiklikler sorunlar o kadar çok ki, tamamen kıyıya bakış şeklimizde sorunlar var. Belgeselde de anlatmaya çalıştığım gibi kıyılarda yapılaşma, kıyıları bir kullanım alanı olarak görmek, hiçbir zaman boş kalmasına izin vermemek, koruma alanı olabilmesine veya el değmemiş habitatlar olarak kalabilmesine izin vermemek en büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi. Neresi boşsa orayı ya zevkimiz için ya da ekonomik anlamda rant getirmesi için değerlendirmek istiyoruz ve hiçbir zaman hiçbir ekosistemin boş kalmasına izin vermiyoruz.

Yasal olarak çok sıkıntı yoktu önceden ama bu yasalar değiştirilerek, üzerinde oynanarak rant sistemi içerisine sokuldu ve ormanların ormanlık alanlardan çıkartılması, kıyılarda tesislerin kurulması için ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporlarının göz ardı edilmesi gibi birçok sıkıntılı durumu görüyoruz. Bir alanın, bir kıyının ya da tamamen Anadolu’nun korunabilmesi için hiç kimseye özel bir davranış, mülkiyet hakkı vermeden hep birlikte korumamız gerekiyor.”

H. B. : Avcılığın spor olarak görülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mert Gökalp: “Avcılık karada ya da denizde olsun hiçbir şekilde bir spor olamaz. Sonuçta elimizde bir çeşit silah ya da zıpkın ve bir canlının karşısına çıkıp onu vurmaya çalışıyoruz. Peki, neden spor olarak tanımlanıyor? Denizdeyse dalış yapıyorsunuz ya da karada bir dağa tırmanıyorsunuz, bu yüzden fiziksel bir aktivite var ancak oralara gitmek için de botlar, 4×4 araçlar kullanıyorsunuz. Spor noktasında karşı çıkmamızın en önemli nedeni, Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’nun Zıpkınla Balık Avı gibi avcılık yarışmaları düzenlemesi. Bir şekilde bu kadar habitat kaybı, ekosistem kaybı, balıkların ve deniz canlılarının popülasyonlarında ve sayılarında azalma varken halen daha devlet eliyle bir şekilde yarışmaların yapılması, insanlara milli sporcu adı altında hırs, rekabet aşılanması ve bu insanların profesyonel avcı olarak destekleniyor olması bizim karşı çıktığımız nokta.”

Koruma alanları genişletilmeli ve ekoturizme ağırlık verilmeli

orfoz balığı nedir
Foto; Orfoz: Resifin Efesi belgeselinden Mert Gökalp’in izniyle alınmıştır.

H.B.: Orfoz tüketen vatandaşlara ne söylemek istersiniz? Onlar da taşın altına elini koymalı ve lezzetini değil bu canlıların neslini düşünmek zorundalar değil mi? 

Mert Gökalp: “Artık çok fazla orfozu tercih eden yok ama kaçak avlanarak yiyenler var. Sadece tek bir orfoz da değil beyaz orfoz, lagos türleri, köpek dişli orfoz gibi bazı türlerin neslinde de riskler var. Bunları yiyorlarsa vazgeçmelerini arzu ederiz. ‘Orfozu kimler avlıyor’ dersek, cevaben, bu konudan haberdar olmayanlar, el altından kaçak satanlar diyebilirim. Restoranların orfoz satması çok çok azaldı çünkü cezalar var ama zengin sofralarında tüketiliyor, yatlardan sipariş verenlerin olduğunu biliyoruz ve zıpkıncılarda gelir elde etmek için avlıyor. 

Aslında sadece orfoz olarak düşünmemeli. Belgesel bir orfoz belgeseli ama ana düşünce koruma alanı. Denizlerimizde ivedilikle koruma alanlarına ihtiyacımız var. Türkiye’de yüzde 1-3 oranında koruma alanı bulunuyor ve çoğunluğu kağıt üzerinde korunuyor. Sadece orfoz noktasında değil bütün deniz habitatları, ekosistemleri noktasında biyoçeşitliliğin yoğun olduğu adalar, boğazlar, denizler, resifler, dere ağızları, nehirler, lagünler korunmalı. Bunların tesisleşmeye izin verilmeden, ekoturizmin (çevreyi koruyan, yerel halkın refahını gözeten turizm) de desteklenerek korunması; insanların doğaya etki etmeden yararlanabilmesini sağlayacak yani etrafına da gelir oluşturabilecek şekilde bir düzenlenmesi gerekiyor.”

Antik Çağ’a kadar uzanan orfoz figürleri – İnsan yiyen orfoz resmedilmiş

orfoz nedir? orfoz belgeseli
Foto; Orfoz: Resifin Efesi belgeselinden Mert Gökalp’in izniyle alınmıştır.

H.B.: Antik eserlerde orfoz figürleri de var mı? Hiç karşılaştınız mı çalışma yaparken?

Mert Gökalp: “Elbette var, hatta ülkemizde o kadar çok var ki… Keşke herkes Antakya’daki mozaik müzesini ya da İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni, Ankara’dakini, Antalya’dakini, Antep’tekini, Tarsus’takini, Diyarbakır’dakini ziyaret edebilse. Gaziantep’teki Zeugma Mozaik Müzesi’nde Antik Yunan ve onun öncesinde yaşamış olan Anadolu’daki medeniyetlerin mozaiklerde resmettiği balık figürleri bulunuyor. Özellikle Antik Çağ’da, Romalılarda, Yunanlarda ve öncesi Anadolu kavimlerinde inanılmaz balık figürleri var. Bunlar arasında en çok dikkatimi çeken ise, Tunus’ta dünyanın en büyük mozaik müzesinde gördüğüm eski Kartaca’ya dayanan insan yiyen orfoz figürüydü. Orfoz bu kadar saygı duyulan, hatta korkulan büyük bir canlı olarak görülüyormuş. O noktadan bugün orfoz yiyen noktaya geçmiş durumdayız. Artık doğa bizden korkuyor diyebilirim.”

Kaş, Kekova, Gökova haricindeki tüm kıyılarda orfoz tehlike altında

kaş koruma alanı
Antalya, Kaş. Fotoğraf Orfoz: Resifin Efesi belgeselinden Mert Gökalp’in izniyle alınmıştır.

H.B.: Kaş ve civarındaki doğa korumacıların çalışması sizce nasıl? İyi bir gidişat var mı ve bölge halkı, küçük balıkçılar bilinçlendi mi? 

Mert Gökalp: “Kaş ve civarındaki deniz korumacıları gönüllü olarak korumaya başladı ve yaklaşık 25-30 yıldır çalışmalarını sürdürüyor. Daha sonradan Akdeniz Koruma Derneği, UNDP, WWF gibi kurumlar da çalışmalar yapmaya başladı. Kaş yaklaşık 10 senedir koruma alanı ama etkilerinin tam olarak görülmesi için daha büyük bir bölgenin koruma alanı olması gerekiyor. Bölgede iyi bir gidişat var mı, evet. Bazı yıllarda çeşitli balıkları görüyoruz ama habitat kaybı o kadar yoğun ki negatif durumları da görüyoruz.”

H.B.: Riskli olarak tanımlayabileceğimiz yani orfoz popülasyonunun düştüğü bölgeler, alanlar nereler biliyor musunuz? 

Mert Gökalp: “Orfoz popülasyonlarıyla alakalı kıyı kıyı saha çalışması Kaş haricinde yok. Kaş civarında bilim insanları saha çalışması yapıyor ve koruma bölgesi olduğu için sayımlarını yapıyorlar. İyiye gidiş bu noktada var; avlanmadığı için orfoz sayısı artıyor denilebilir. Bununla birlikte, her tarafta oltacı, zıpkıncı ya da yerleşim yapanlar mevcut. Kaş, Kekova, Akdeniz Koruma Derneği’nin çalıştığı Gökova haricinde bütün kıyılarda orfoz ve çeşitli türleri tehlikede.”

H.B.: Tunus gibi orfoz popülasyonları bulunan diğer Akdeniz ülkelerinde durum nasıl?

Mert Gökalp: “Orfoz ve diğer orfoz türlerinin bütün Akdeniz kıyısında nesli risk altında. Özellikle İspanya, Fransa, İtalya, Malta gibi denizci toplumlarda 1940’lardan beri önce tüplü sonra serbest dalış yapan çok sayıda avcı oldu. Balık popülasyonlarının sıkıntıya girmesiyle 1980’lerde koruma alanları oluşturmaya başlayan bu ülkelerde (İspanya, Fransa, İtalya) 30 senedir koruma alanları var. Oralara giden arkadaşlarım dalış sırasında orfozların, barakudaların, karagözlerin, akyaların, eşkinaların ve bir çok balık türünün etraflarında gezindiğini söyleyerek, yoğun popülasyonun olduğunu gözlemlemiş. Ancak bizde, Tunus’ta, Yunanistan’da ya da İtalya’nın, İspanya’nın, Fransa’nın avlanmaya açık noktalarında durum böyle değil.”

Ek kaynaklar;

Orfoz hakkında bilgi

Mert Gökalp kimdir?

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.