negatif sonuçlu akademik yayınlar neden yayımlanmıyor

Negatif sonuçlu akademik yayınlar neden önemli?

Araştırmacı Dr. Devang Mehta, negatif sonuçlu akademik yayınların çoğunlukla yayımlanmadığını belirterek, bilimde asıl ilerlemenin olumsuz sonuçları görmekle olacağını ileri sürüyor.

9 dakikalık içerik

Akademik yayınlar arasında büyük çoğunlukla pozitif sonuçlananları görüyoruz. Peki, negatif sonuç doğuran çalışmalar neden dergilerde yayımlanmıyor? Aslında, negatif sonuçlanan çalışmalar da dergilerde eşit olarak yayımlanma fırsatı bulsa, diğer araştırmacılara ışık tutması muhtemel olurdu. 

Nature Kariyer Topluluğu‘nda araştırmacı Dr. Devang Mehta‘nın kaleme aldığı makale, negatif sonuçlu akademik yayınlar hakkında. Dr. Mehta, bilimin ilerleyişi için bilim topluluğuna, “Yayıncılar, eleştirmenler ve bilim topluluğunun diğer üyeleri, herkesin yararı için bilimin olumlu sonuçları tercih etmesiyle savaşmalıdır.” diyor. Biz de Dr. Mehta’nın tecrübelerinden yola çıkarak yazdığı makaleyi sizler için Türkçe’ye çevirdik.

Dr. Mehta, Nisan 2019’da ekibiyle birlikte genom biyoloji alanında başarısız bir deneyi bildiren alışılmadık bir bilimsel makaleyi yayımladığını söylüyor: Dr. Mehta, “Çalışmamı saygın bir hakemli dergide yayınlamak, benim gibi yeni bir doktora sahibi için kutlama etkinliği olmalıydı.” diyerek, bunun yerine çalışmasını Genom Biology dergisinde yayımladığını anlatıyor. Yayın öncesinde ekip, çalışmayı yayımlayabilmek için üç dergiye başvurmuş ancak kabul almamış. Dr. Mehta, bu noktada, “Bu durum, bilimin en kötü yönlerinden birini ortaya çıkardı; başarının toksik tanımları.” dedi.

Manyok bitkisini hastalıktan korumak için CRISPR denediler

Dr. Mehta makalesinin devamında çalışması hakkında bilgiler vererek ilerliyor: “Çalışmamız, manyok bitkisini (Manihot esculenta) inanılmaz derecede zararlı bir viral hastalık olan manyok mozaik hastalığına karşı dirençli hale getirmek için CRISPR gen düzenleme aracını kullanma girişimi olarak başladı. Manyok, neredeyse bir milyar insan için temel besin olan tropikal bir bitkidir. Bununla birlikte, CRISPR’ın viral DNA’yı bozarak bitkilere viral bağışıklık sağlayabileceğine dair önceki verilere rağmen, deneylerimiz sürekli olarak tam tersi sonucu gösterdi. Aslında makalemiz, bitkilerde bir ‘bağışıklık sistemi’ olarak CRISPR kullanmanın muhtemelen CRISPR’a daha dirençli virüslerin evrimine yol açtığını da gösterdi. Bu sonuç bilimsel olarak ilginç olsa da, benim gibi uygulamalı bilim insanlarına değer vermeleri öğretilen ‘olumlu’ sonuç değildi.

Viral hastalıklara karşı dirençli bitkiler üretmeye çalışarak doktorama başlamıştım ve dört yıl sonra sadece virüs için iyi haberlerim var. Her hakem, çalışmamızın metodolojik olarak sağlam olduğu konusunda hemfikirdi ancak kısa sürede bulgunun kimsenin paylaşmak istemediği bir mesaj olduğu anlaşıldı. Eleştirmenler ve editörler için CRISPR teknolojisinin sınırlı bir başarısızlığını gösteren tek bir çalışmayı yayımlamak neden bu kadar zordu?”

Bilimsel ilerleme başarısız deneyleri öğrenerek olur

Dr. Mehta, bilim insanlarının yalnızca başarıyı kutlamaya alıştığını ama teknolojik ilerlemenin çoğunlukla başarısızlıktan kaynaklandığını unuttuklarını ileri sürüyor.

Dr. Mehta, genetik mühendisliği gibi alanlarda bilim karşıtı aktivistlerin bütün bir alanı suçlamak için herhangi bir başarısızlık ipucunu duyurmaya çalıştıklarını söylüyor: “Çalışmam yayımlandığında, gen mühendisliğinin itibarını zedelemek isteyenler tarafından yanlış tanıtıldı. Araştırmam kusurlu olsa bile problem, bilim dünyasının olumsuz sonuçları büyük ölçüde görmezden gelmesiydi. 4 binden fazla yayımlanmış makaleyi içeren 2012 tarihli bir araştırmadan elde edilen veriler, bilimsel literatürün bir bütün olarak daha pozitifliğe doğru yöneldiğini göstermekte. Çalışmanın yazarı Daniele Fanelli, bir hipotezi test eden makalelerin olumlu sonuç çıkarma sıklığının 1990’dan 2007’ye kadar yüzde 22’den fazla arttığını buldu. 2007 yılına kadar, yayımlanan çalışmaların yüzde 85’inden fazlasının olumlu sonuçlar ürettiği iddia edildi. Fanelli, yayımlanan makalelerdeki bilimsel objektifliğin azalmakta olduğunu buldu.”

Dr. Mehta makalesine devam etti: “Olumsuz sonuçlar yüksek etkili dergilerde yayımlanmadığında, diğer bilim insanları onlardan bir şeyler öğrenemez ve başarısız deneyleri bilemez. Bu da kamu fonlarının israfına ve gerçek ilerlemede gecikmeye yol açar. Çalışmam manyokta viral hastalığı çözemedi ancak araştırmacılara nerede bir çözüm aramayacaklarını gösterdi ve bu gerçek ilerleme için önemli. Aynı zamanda, benim gibi genç bilim insanları, konferanslarda ve dergilerde yalnızca bilimsel başarı öyküleriyle bombardımana tutuluyor, bu da kendi çalışmalarımız bu beklentileri karşılamadığında ‘sahtekarlık sendromu’nun alevlenmesine yol açıyor. Olumlu bir hikaye yayımlama baskısı, bilim insanlarının sonuçlarını daha olumlu bir şekilde döndürmelerine ve bazı durumlarda sahtekarlık yapıp verileri manipüle etmelerine de yol açabilir.”

Dr. Mehta, makalesinin sonuna doğru, “Sosyal bilimciler, biyoteknoloji ve genomik gibi alanlarda bilimi canlandırmanın halihazırda şüpheci olan bir toplumda gerçekçi olmayan beklentileri besleyebileceğini söylüyor.” ifadesinde bulunarak, makalesini noktaladı: “Sorun, sadece olumlu sonuçlar yayımlayan araştırmacıları ödüllendiren fon ajansları tarafından daha da kötüleşiyor. Benim görüşüme göre, bir alanı ilerletme olasılığı daha yüksek olanlar olumsuz sonuçlar bildiren bilim insanlarıdır. Dergilerinde olumsuz sonuçları yayımlayacak hakemlere ve yayıncılara ihtiyacımız var. Başarısız deneylerin dürüstçe tadrtışılmasını sağlayacak akademik konferanslara ihtiyacımız var. Sağlam olumsuz sonuçlar üreten bilim insanlarını desteklemek için finansman kuruluşlarına da. Bilim insanları olarak, sonucuna bakılmaksızın tüm önemli çalışmaların tanınması gerektiğini kabul etmeliyiz. Basitçe söylemek gerekirse, bilimde daha fazla dürüstlüğe ihtiyacımız var.” 

Kaynak;

Nature

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.