Hiperaktif çocuklar mı, yaramaz çocuklar mı?

0
89
Prof. Dr. Sirel Karakaş

Hiperaktivite nedir? Her hareketli çocuk hiperaktif midir? Dikkat eksikliğinin tedavisi nasıl oluyor? Bu soruların yanıtı Hacettepe Üniversitesi Ekoloji Grubu Topluluğu’nun (EKOG) düzenlediği ‘Dördüncü Hacettepe Biyoloji ve Uygulamaları Kongresi’ nde konuşan Prof. Dr. Sirel Karakaş’ın sunumuyla cevaplandı. 

Doğuş Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sirel Karakaş konuşmasına, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun okul ortamında en sık rastlanan iki psikiyatrik bozukluktan biri olduğunu belirterek başladı (diğeri özgün öğrenme bozukluğudur). Karakaş, dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin ilk defa 1902 yılında klinik bozukluk olarak tanımlandığını ifade etti. Sirel Karakaş dikkat eksikliğini, hiperaktivite ve dürtüsellik ile karakterize bir nörobilişimsel bozukluk olarak tanımladı.

Prof. Dr. Karakaş konuşmasına şöyle devam etti: “Dikkat eksikliğinin 9 belirtisi vardır. Birey, bunlardan altısını taşıyorsa tanı konulur. Bu belirtiler örneğin, “etkinliklerde kolayca dikkati dağılıyor mu, dikkatsizce hatalar yapıyor mu” gibidir. Ardından hiperaktivite dürtüselliğine bakılır. Burada da benzer belirtiler incelenir ve yine 9 belirtiden altısı karşılanıyorsa teşhis konulmuş olur. Ayrıca bu belirtiler belli bir ortamda değil birden fazla ortamda görülüyor olmalı. Yani sadece evde veya işte bu belirtiler ortaya çıkıyorsa tanı konulamaz. Bu belirtiler bir de en az 6 aydan beri devam ediyor ve sosyo-ekonomik ve diğer alanlarda belirli işlev kaybına yol açmalı.”

Karakaş’ın konuşması sırasında genel görünüm
Einstein’da da dikkat eksikliği bozukluğu vardı

Sirel Karakaş, bu rahatsızlığın 3 farklı tipinin; dikkat eksikliği, hiperaktivite (aşırı hareketlilik) ve birleşik (her ikisi de olan) tip olduğunu söyledi. Karakaş, “Bu rahatsızlığın kızlarda görünme oranı yüzde 2 ila 13 iken erkeklerde görünme sıklığı yüzde 5 ila 24 arasındadır. Peki bu hastalık insanları kötü bir vaziyete sokar mı diye soracak olursanız size şunu belirteyim; Graham Bell, Albert Einstein gibi birçok bilim insanı ve sanatçıda da bu hastalık mevcuttu. Ancak kişi bu hastalık ile baş etmesini bilir ve tedavi olursa sorun ortadan kalkacaktır.” dedi. 

Prof. Dr. Sirel Karakaş, hiperaktivite ile ilgili şu ifadelerde bulundu: “Bu hastalık çocukluk hastalığı mıdır? Çocuklarda görülme oranı yüzde 8-10, ergenlerde yüzde 6-8 ve yetişkinlerde ise yüzde 4-5’tir. Yani en fazla çocuklarda görünen dikkat eksikliği ve hiperaktivite yetişkinlerde de görülüyor. Bir çocuk eğer dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu almışsa ve tedavi edilmemişse, ergenlikte onun yine aynı tanıyı alma ihtimali %80 ve erişkinlikte ise %65’tir.”

Karakaş konuşmasının devamında dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin nedenlerinden bahsetti. Bu rahatsızlığın nörolojik, genetik, sosyal ve ailesel faktörlerden kaynaklandığını belirten Sirel Karakaş, “Neden bu rahatsızlık erkeklerde daha çok görünüyor dendiği zaman sanki genetik faktör varmış gibi görünüyor. Bu genetiğin etkisini görmede kullanılan en sık araştırma yaklaşımı tek yumurta ikizleri. Tek yumurta ikizlerinde görünme olasılığı %80. Birinde varsa diğerinde de %80 oranında olma ihtimali var. Ebeveyn görülme sıklığı ile çocukta görünme sıklığı %52. Ancak sadece genetik de etkilemiyor. Örneğin; oksijen yetersizliği, erken doğum, toksit maruziyeti, sigara kullanımı, doğum ve doğum sonrası yaşanan travma bütün bunlar esasında söz konusu olduğu zaman ortaya çıkmasını çok güçlendirir. Genetik çok önemli faktör fakat onun ötesinde bunlar da önemli faktörler. Sosyal ve ailesel faktörler var. Parçalanmış aile yapısı, anne ile baba arsında sürekli geçimsizlik, küçük yaşlardan itibaren yurtlarda yaşamak da diğer etkenlerdir.” dedi.

Prof. Dr. Karakaş, nörobilimsel (sinir bilim) yaklaşıma da değinerek konuşmasını sürdürdü. Karakaş, “Dünya yeni bir paradigma değişikliği içinde bilim açısından. Bu nörobilimsel yaklaşımdır. Psikologlar, biyologlar, mühendisler, felsefeciler, psikiyatrlar ve nörologlar artık olaya bir açıdan bakmıyor, birçok açıdan bakıyor. Teknik adamlar karmaşık olan sinirleri ölçmede kullanılacak olan sistemleri geliştiriyorlar. Teknoloji geliştiriyorlar. Davranışı beyin atıflı olarak ölçen araç ve teknoloji kullanılması gerekiyor. Bunlar nöropsikolojik testlerdir öncelikle. Bunun bir örneği ise bizim geliştirdiğimiz Bilnot Bataryasıdır. Diğeri ise Bilgisayarlı Dikkat Bataryasıdır. Bilnot Bataryası beyindeki fonksiyonları temel olarak tarayan ve aynı zamanda beyin alanlarını da tarayan bir cihazdır.” diyerek nöropsikolojideki teknolojik gelişmelerden söz etti. 

Dikkat eksikliği 10 yaş civarında kendiliğinden düzeliyor

Karakaş, konuşmasını şu sözlerle noktaladı: “Dikkat eksikliği olan çocuklar ile diğer çocuklar arasındaki okuma farkı 10 yaş civarında ortadan kalkıyor. Renk söyleme ve çelişki çözümleme de aynı yaş civarında ortadan kalkıyor (enlemesine kesit çalışmasına göre). Ama burada bir farklılık var. Dikkat eksikliği olan çocukların zihni, performans olarak aynı puanı alsa bile bilgiyi farklı olarak işlediği saptanmıştır. Temelde yatan bilişsel işleyiş normalden farklıdır. Dikkat eksikliği olan çocukların beyninde her taraf çalışır. Frontal, parietal, alt beyin alanları. Bu hastalığın tedavisi öncelikle ilaçla yapılır ve sadece tıp doktorları tarafından uygulanır. Tedavi edilmezse sınıfta kalma, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, ergen gebeliği, madde kullanımı, kasti yaralama, hapse girme, işten kovulma, intihar gibi kötü sonuçları olabilir.”

Konuşmasının ardından Prof. Dr. Sirel Karakaş’a EKOG’lu öğrenciler tarafından bir teşekkür plaketi takdim edildi. 

Yaramaz çocuklar hiperaktif oldu

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite konulu sunumundan sonra Karakaş bizlerle birkaç soruluk bir röportaj gerçekleştirdi. Karakaş, sunumuna ek olarak sorulan sorulara samimiyetle cevap verdi. 

Prof. Dr. Karakaş ile röportajdan

-Çocuklarda bu hastalığın varlığını nasıl anlarız? Her hareketli çocuk hiperaktif midir?

“Önceden yaramaz çocuk kavramı vardı. Şimdi bu tamamen kalktı. Her hareketli, yaramaz çocuğa doğrudan ‘hiperaktif’ deniliyor. Bu konuda yasal karar vericisi psikiyatridir. Bir psikiyatriste başvurmaları gerekiyor ve bu tanının ek tanı kriterleri ile desteklenmesi gerekiyor. Ek tanı kriterleri ise dikkat eksikliğini ölçen nöropsikolojik tekniklerin kullanılması, Elektroensefalografi (EEG)’nin çekilmesi gibi. 9 belirtiden altısı varsa hastalık saptanmış olur. Yanlış tanı konulmaması çok önemlidir. İlaç tedavilerinin etkisiz kalmasının sebeplerinden biridir yanlış tanı.”

-Bu hastalık ileriki yaşlarda tekrarlar mı?

“Tedavi muntazam şekilde yapıldıysa, aile ve çocuk buna uyduysa tekrarlanmaz. Ama kimi aileler ilaç kullanımından belli süre sonra dersleri düzeldiği veya başka sebepten ötürü ilacı bırakıyor. Tedavi olması gerektiği gibi devam etmediği için de yarım kalıyor. Eğer doktorun dediği gibi yapıldıysa ve olması gerektiği kadar devam ettiyse iyileşme oluyor.

Aslında bu hastalık kendiliğinden de düzeliyor. Fakat toplum buna izin vermiyor. Bu şu demektir; sınıf ortamından etiketleniyor, öğretmenler vazgeçiyor ve ardından öğrenciler. Sonuç olarak yalnız kalan çocukta bu sorun artıyor. İlaçla bir düzene giriyor ama o sırada da nörogelişimsel olarak beyin de zihinde organizma da bu düzelmeye yardımcı oluyor.”

-Cinsel hastalıklara yakalanma riski yüksek demiştiniz. Nasıl yani, neden yüksek?

“Dikkatsiz bir insan her türlü tehlikenin olduğu bir ortama girdiğinde yeterince dikkatli davranmaz. Sadece dikkat eksikliği değil aynı zamanda hiperaktivite de varsa özellikle dürtüsellik varsa tehlikenin farkına varması daha güç oluyor. Risk alma davranışı yüksek oluyor. Yani dürtüsellikten kaynaklı olarak bir şeyi çok istediğinde dikkat etmiyor ve dürtülerinin peşinden gidiyor. Cinsel hastalıklara yakalanma riskinin yüksekliği buradan temelleniyor diyebiliriz.”

-Şöyle bir algı var; hiperaktif çocuk zekidir, zekası üsttür. Bu doğru mu?

“Zekası aşağıdadır ya da üsttür demek mümkün değil. Üstün yetenekli oranı normal davranış sergileyen insanlarla aynı.”

-Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde Manyetik Rezonans (MR) esnasında EEG çekimi uygulamasını hayata geçirmişsiniz. Bu fikrin dayanak noktası nedir? Nasıl bir çalışmaydı?

“Bu çalışma Türkiye’de MR altında EEG uygulanan ilk çalışmadır. EEG’de milisaniyeler çok anlam ifade eder. Fonksiyonel MR’da ise dakikalar önemlidir. MR’ın zamansal rezolüsyonu düşüktür ama bu defa onun da mekansal rezolüsyonu çok iyidir. Yani çok küçük aralıkları teşhis edebilir. EEG’de ise tam tersidir durum. İkisini bir kullandığın zaman hem yüksek zamansal rezolüsyon hem yüksek mekansal rezolasyon bir araya gelir.”

Bir Cevap Yazın