Haber

Göcek yangını sonrası ağaçlandırma önerileri ne kadar doğru?

Göcek yangın

Göcek yangını Türkiye’nin gündemine oturdu. Yangının ardından sosyal medyada birçok vatandaş, bölgenin ağaçlandırılması gerektiğini ifade ediyor. Ancak yangın ekologları bunu ne kadar doğru görüyor? Yangın ekoloğu İsmail Bekar ile bir söyleşi yaparak, Göcek yangını merkezinde Akdeniz yangınlarını ve yangın ekolojisini konuştuk.

Muğla’nın Dalaman ilçesindeki ormanlık alanda Çarşamba öğle saatlerinde başlayan yangın, bu sabah kısmen kontrol altına alındı. Gece ara verilen helikopterle yangın söndürme çalışmaları, sabahın erken saatlerinde yeniden başladı. Karadan müdahale ise bölge sakinlerinin de yardımıyla gece boyunca devam etti. 350 hektarlık alanı etkileyen yangında alevler iki eve zarar verdi. İki mahallede 34 ev boşaltıldı. Tarım ve Orman Bakanlığı, sabaha karşı yaptığı açıklamada yangına ilk müdahalenin 13 dakikada yapıldığını, ‘can kaybının yaşanmadığı yangında bir butik otel ve 350 hektar alanın zarar gördüğünü’ belirtti. Kayadibi ve Taşlıca Mahalleleri’nde yaşayanlar, eşyalarını traktörlere ve kamyonetlere yükledi. Köylüler de ahırlardaki hayvanlarıyla birlikte evlerinden ayrıldı. Muğla’da yangının çıkış saatinde hava sıcaklığı 37 dereceyken, nem oranı yüzde 18’di.

Göcek yangın

Dalaman’daki yangın. Foto; AA

Göcek yangınına ilişkin ağaçlandırma önerileri

Sosyal medyada, bölgenin ağaçlandırılmasına yönelik öneriler sunuldu. Televizyon programcısı Okay Karacan da yangınların sebebine kuşkuyla bakanlar arasındaydı. Ancak yangın ekologları bu tür yorumları yanlış bir algı olarak nitelendiriyor.

Yangınlar aynı zamanda doğal bir süreçtir

İsmail Bekar, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümü lisans ve ekoloji anabilim dalı yüksek lisans mezunu. Bekar şu anda ETH Zürich’te yangın ekolojisi üzerine çalışmalar yaparak, doktorasını sürdürüyor. İsmail Bekar ile bir söyleşi yaparak, Akdeniz yangınlarını konuştuk;

Göcek’te biliyorsunuz bir yangın var ve insanlar bu durumla baş etmek için ağaçlandırma önerisinde bulunuyor. Sizce bu ne kadar geçerli bir tutum? 

İsmail Bekar: “Bu tutum aslında insan odaklı bakış açısının klasik ve doğal bir sonucu. Şöyle açıklayayım; insan ömrünü ortalama 60-80 yıl olarak düşünelim. Bu süre, doğal ekosistemlerin varlığı (milyonlarca yıl) ve ekosistem döngülerinin gerçekleştiği zaman ölçeğinde (bir günden yüzlerce yıllık süreçlere) aslında çok kısa bir süre. Bu yüzden ormanların içindeki hayvanlar ve diğer canlılarla birlikte yanması bir çoğumuzu üzüyor. Çünkü aslında bunun geniş bir zaman ölçeğinde çok doğal bir döngü olduğunun farkında değiliz. Söylemek istediğim şey karmaşık gibi gözükse de aslında çok basit; ormanlar yanacak, tekrar oluşacak, daha sonra tekrar yanacak ve tekrar oluşacak… Kimse güneş battığında üzülmüyor, değil mi? Çünkü ertesi gün tekrar doğacağını biliyoruz. Tıpkı güneşin batması ve tekrar doğması gibi bu da çok doğal bir döngü. Tek farkı çok daha geniş bir zaman ölçeğinde gerçekleşiyor olması. Bizim gösterdiğimiz tepkinin temel sebebi ise kendi yaşam süremize göre düşünüyor olmamız.”

İsmail Bekar, açıklamalarının devamında yanan bölgelerin kendi haline bırakılmasının daha doğru olduğunu belirtti. Bekar, açıklamalarını sürdürdü:

”Bir çoğumuz boş arazi (hatta çok yanlış bir şekilde bazen step ya da maki bitki örtüsünün olduğu alanları da boş arazi olarak adlandırabiliyoruz) ya da yapılaşma görmek yerine orman görmeyi tercih ederiz. Dolayısıyla orman yangınları sonrasında ilk akla gelen tepki bölgede hemen ağaçlandırma yapılması ve oranın tekrar ormanlaştırılması oluyor. Ancak bilmediğimiz şey bu ekosistemlerin kendi hallerine bırakıldıklarında ve yeterli zaman verildiğinde eski hallerine dönme kapasitesine zaten sahip oldukları. Yangın ekologları olarak bu sürecin doğal haline bırakılmasını daha doğru buluyoruz. Fakat genelde gerçekleşen şey gerek çeşitli politik sebeplerden ötürü, gerekse toplum baskısından dolayı insan eliyle ağaçlandırma yapılması oluyor.”

Yanan bölgeler kendi haline bırakılmalı

Yanan her alanı ağaçlandırmak fayda sağlamıyor mu? Ağaçlandırma yerine ne yapılabilir?

İsmail Bekar: “Ağaçlandırmadan çok daha basit bir yöntem var aslında, kendi haline bırakmak. Daha önce de söylediğim gibi bu ekosistemler kendi hallerine bırakıldıklarında zaten eski hallerine dönme kapasitesine sahipler. İnsan eliyle ağaçlandırma yapmak birçok riski de beraberinde getiriyor. Mesela, bunlardan birisi yanlış ağaçlandırma yapılması. Yanlış türle yapılacak ağaçlandırma bölgenin ekolojisinin değişmesine neden olur ve birçok potansiyel sorunu da beraberinde getirir. Üstelik ağaçlandırma yapmanın ayrı bir maliyeti de var. Fakat dediğim gibi genelde gerek politik sebeplerde gerekse halk baskısıyla genelde gerçekleşen bu oluyor.”

Göcek’teki yangının ve Akdeniz’deki yangınların karakteristik özelliklerinden bahseder misiniz?

İsmail Bekar: “Sadece Göcek ve Akdeniz’deki yangınlar değil, genel olarak yangınların karakteristik özellikleri gerçekleştiği bölgeden bölgeye göre çok ciddi şekilde farklılıklar göstermekte. Aslında bu karakteristik özellikler yangın ekolojisinde yangın rejimi dediğimiz kavramı oluşturuyor. Yangın rejimi, yangının sıklığını, tipini, mevsimi ve birkaç diğer faktörü daha içeren bir kavramdır. Dolayısıyla bahsettiğim farklılıklar da yangının sıklığıyla, tipiyle (yüzey ya da taç yangını) ya da görüldüğü mevsimle ilgili oluyor. Bununla ilgili şöyle ufak bir örnek verebilirim; Akdeniz bölgesinde ‘yangın mevsimi’ dediğimiz yangın aktivitesinin maksimuma ulaştığı dönem genelde yaz dönemi. Fakat benim şu anda yaşadığım ülke İsviçre, Akdeniz ekosistemi değil ve burada yangınlar hem yaz hem de kış mevsiminde görülüyor. Hatta kış yangınları ülkemizin Karadeniz bölgesinde de görülebiliyor.”

Yangın ekosisteminde yangın gerçekleşmeden büyüyemeyen bitkiler var mı? 

İsmail Bekar: “Yangına bağımlı ekosistemlerde bitkiler genellikle ve çok sık bir şekilde yangına karşı bir adaptasyon gösteriyor. On binlerce yıllık süreçleri düşündüğünüzde, eğer bölgede çok sık görülen yangın ve benzeri müdahale etmenlerine (disturbance) karşı adaptasyonlar göstermezseniz bölgeden silinmeniz çok olası bir şey. Ben böyle konularda çok basit örnekler verme taraftarıyım; bir ağacın bulunduğu bölgede 2-3 yılda bir yüzey yangını gerçekleşiyorsa, bu ağacın bir şekilde buna uyum sağlaması gerekiyor. Mesela, yüzey yangınlarına karşı geliştirilen adaptasyonlardan bir tanesi kalın kabuklu gövdelere sahip olmak. Kalın kabuğu olan ağaçlar hayatta kalır, olmayanlar çok yüksek ihtimalle ölür. Tabi bu durum tek bir ağacın yaşam süresinde gerçekleşmiyor, on binlere hatta yüz binlerce yıllık süreçlerden bahsediyoruz burada. Temelde doğal seçilim şey dediğimiz bu işte. O bölgede yaşamaya uygun olan bireyler seçiliyor, diğerleri eleniyor.”

Çağatay Tavşanoğlu ile yangın ekolojisini konuştuk 

Daha önce Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Anabilim dalında görev yapan yangın ekoloğu Doç. Dr. Çağatay Tavşanoğlu ile yaptığımız söyleşiye başlıktaki linkten ulaşabilirsiniz. Tavşanoğlu ile de Akdeniz yangınlarını ve yangın ekolojisini konuşarak, henüz ülkemizde ve dünyada az bilinen bir alan olan yangın ekolojisini, kimi yangınların aynı zamanda doğal bir süreç olduğunu açıklamıştık.

Kaynak;

BBC Türkçe-Göcek yangınının gelişmeleri

Yazar Hakkında

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü mezunudur. Bilim ve teknoloji haberciliğinden önce spor ve gündem alanlarında muhabirlik yaptı. Paylaşmak istediğiniz haberler için +90 (541) 380 12 73 numaralı whatsapp ihbar hattımızdan veya [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz.
Alakalı İçerikler
Haber

Arktik bölge yanıyor!

Haber

Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Sempozyumu devam ediyor

ekolojiHaber

Yangınlar kimi canlılar için hayattır

Haber

Tamamen bilgisayarla oluşturulan ilk bakteriyel genom

Bilim dünyasının son haberlerini kaçırmamak için eposta bültenimize hemen üye olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir