ArkeolojiBilimKöşe Yazıları

Göbeklitepe Hakkında Kısaca

Göbeklitepe’nin temel özelliklerini, buluntuların genel olarak ne anlama geldiğini, Göbeklitepe’yle ilgili safsataları, Göbeklitepe’nin tapınak olup olmadığını kısaca bu yazıda ele alacağım.

Aslında ilk başta kısa iki sayfalık bir yazı yazmayı planlamıştım. Daha sonra arkeoloji dersinde de Göbeklitepe ödev konum oldu ve bu bahaneyle iki sayfalık yazımı detaylandırdım. Uzun ve detaylı bir Göbeklitepe incelemesi hazırladım. Burada ise detaylı yazımdan seçtiğim konuları daha eğlenceli bir şekilde ele aldım.

Göbeklitepe Safsatalarıyla Başlayalım

12 000 yıllık bir kutsal yer olduğunuzu düşünün. Dağda bayırda ceylan avlayıp gezen insanlar gelip size saygı duyuyor. Yani insanların bir kısmı için inanılmaz bir yersiniz. Tabi bu inanılmazlık sadece geçmişe ait değil. Günümüzde de Göbeklitepe’yi inanılmaz bulan ve doğa üstü atıflar yapan pek çok kişi var.

Hemen hemen her megalitik yapı için “Uzaylılar yaptı.” efsanesi oldukça sıradan bir safsata. Bu Göbeklitepe içinde var. Ancak çok sıradan olduğu için detaylı olarak ele almayacağım. Eğlenceli olan ve Göbeklitepe’nin bir rasathane, gözlem evi, yıldıza tapma mekanı gibi bir yer olduğunu öne süren diğer teze geçiyorum.

Edinburg Üniversitesi Mühendislik Okulu’ndan Martin B. Sweatman ve Dimitrios Tsikritsis, Göbeklitepe ile ilgilenirken 43. Dikme dikkatlerini cezbetmiş. Ve bu dikme üzerine uzun uzun çalışmışlar. Ancak çalışmayı sadece bir dikme üzerine temellendirmişler.

Bu dikmede akbabanın elindeki yuvarlağı Dünya kutbuna yerleştirip, diğer hayvan figürlerini de yıldız takımları olarak dağıtmışlar. Bana kalırsa oldukça yaratıcı bir çalışma. Hatta sanatsal değeri var.

Ancak, arkeolojide temel yaklaşım en ilgi çeken buluntuyu seçip buna göre fikir yürütmek değil, bütün konteksti belli bir disiplinle değerlendirmek üzerine kurulu. Yani Göbeklitepe’de bulunan bir çok dikme içinden sadece motifleri dikkat çekici bir örneği seçip incelemek bilimsel bir yaklaşım olmadığı gibi oldukça biaslı.

Arkeolojide hem diğer dikmeler, hem diğer buluntular ve hatta yakın dönem ve coğrafyadaki buluntular bir bütün içinde ele alınıp inceleniyor.

Bu 43. dikmedeki elinde top (gibi bir nesne) tutan akbabanın aslında bir kafa tutuyor. Ayrıca dikmenin sağ altında da kafasız bir insan vücudu bulunduğuna da dikkat çekmek isterim.

Pek biz bunu nereden biliyoruz? Öncelikle bu dönem için kafatası kültü, ölenlerin kafalarını kesip saklama gibi adetler diğer kazılardan biliniyor. Ayrıca, Göbeklitepe’de, insan boyutlu heykellerin kafalarının kırılıp dikmelerin dibine kondukları da biliniyor. Bu kafa koparma ve saklama kültü hem Göbeklitepe hem de çevresinde, Çatalhöyük gibi diğer yerleşimlerde bilinen bir kült. Yani akbabanın elindeki şey kutup değil.

Bununla birlikte buradaki akbaba ve hayvan sembolizmini de yine tek bir dikme üzerinden değerlendiremiyoruz. Diğer dikmeler ve buluntulardaki hayvan sembolizmi de bu dikmeyi değerlendirebilmek için önemli. Yapılan çalışmalarla, Göbekli tepedeki farklı yapılarda (yuvarlak yerler), farklı hayvan sembolleri ağırlık kazanıyor. Nasıl yani? Mesela yapılardan birinde yaban domuzu figürü fazlayken, diğer bir yapıda eklembacaklılar fazla, bir yapıda kuşlar fazlayken diğerinde başka hayvanlar fazla. Yani bu hayvanların dağılımı astronomiden çok sosyal olaylarla şekilleniyor.

Yani sadece bir dikme üzerindeki motifleri, koordinat sisteminde istediğimiz noktaya yerleştirerek Göbeklitepe’deki figürlerin astronomiyle bağlantısı olduğunu söylememiz mümkün değil. Göbeklitepe bir rasathane değil. Göbeklitepe’deki kabartmalarda ve buluntularda astronomik izlere henüz rastlanmadı.

Yani yıldızları belki izlemiştir Göbeklitepe halkı ama bunu buraya işlememişler.

Bir de, ayrıca, bu rasathane, gözlem evi, astronomi tezi “Genç Dryas Çarpma Hipotezi”ne de yanlıyor.

Ancak öncelikle “Genç Dryas Çarpma Hipotezi” de araştırılıyor ancak henüz kanıtlanmadı. İkinci olarak Genç Dryas’la göbeklitepe’nin yapım tarihleri ne kadar uyuşuyor net değil.

Şimdi sırada benim en çok güldüğüm pseudoarkeolojik yaklaşım var. Aborjinlerin Göbeklitepeyi yaptığı savı!

İnsan Avustralya nere Urfa nere diyor. Sanırım bu tezi ortaya atanlar ilk olarak yine Göbeklitepe’deki hayvan figürlerinden ilham aldılar. Çünkü bir dikme altındaki muhtemelen ördek, biraz daha zorlarsak yavru akbaba olabilecek resimdeki kuş kabartmalarını dodo kuşuna benzetmeleri oldukça meşhur.

Sanırım daha sonra kendileri de bunun saçma olduğunun farkına varmışlar ki, öne sürdükleri tezi desteklemek için başka şeyler aramaya koyulmuşlar (bu benim düşüncem böyle olmaya da bilir tabi). Göbeklitepe’deki pek çok şeyi inceledikten sonra 19 yy.’dan kalma bir Aborjin fotoğrafında kabartmaların üzerindeki motiflerden birine benzer bir şey yakalamışlar.

Biri 12 000 yıllık diğeri en fazla 100 yıllık olan iki desen. Ayrıca bu resimdeki desen eksik görünmekte çünkü, biraz ışık oyunu var ve biraz da itinayla yıpranmış ve eksik görünümlü bir desenin seçilmiş olduğu görünüyor. Çünkü Göbeklitepe’deki taştaki kabartmada iki C’nin ortasında düz çizgi yok, H şekli var

Yani 15000 km uzaktaki neredeyse 65 000 yıl önce insanların ulaştığı Avustralya’daki Aborjinler Göbeklitepe’yi yapmadılar. Yapsalar kendi Avustralya’ya da yaparlardı zaten değil mi?

Şimdi gelelim ilk görüşte aa çok ilginç dedirten ama detayda en saftirik olan safsataya. Sümer tabletlerinde Göbeklitepe dikmesi görenler var! İlk başta bir insan neden olmasın diyebilir. Dedikten sonra gerçekten olabilir mi diye sormadan önce eldeki kanıtları doğrulamanın önemini atlamamak gerekiyor.

İşte bu tezin sahibi olan bağımsız araştırmacı maalesef elindeki kanıtları gerçekten doğrulamamış.

Şimdi gelelim o doğrulanmamış kanıtlara. Soldaki resme bakın, ne görüyorsunuz? T şekilli dikme taş değil mi? Şimdi Sağdaki resme bakın!

Ama sorun ne? Sorun soldaki tabletin ters tutuluyor olması! Yani tableti düz tuttuğunuzda aslında dikme taş kalmıyor. Göbeklitepe arkeologları bunu oldukça nazik ifade etmişler.

What you get is … what you want to see: For example Göbekli Tepe on a 4th millennium seal print from Susa.

Göbeklitepe’yle ilgili eminimki benim daha bulamadığım bir çok safsata vardır. Benim bu noktada size naçizane önerim, özellikle Göbeklitepe ile ilgili kitap alırken dikkatli olun. Çünkü raflar safsata dolu kitaplarla işgal edilmiş durumda.

Göbeklitepe tapınak mı?

Genelde “Dünya’nın ilk tapınağı” diye ifade edilmesinden dolayı Göbeklitepe akıllarda hep tapınak olarak yer etti. İnançsal bir şeyler var burada ama tam olarak tapınak da değil.

Peki neden?

1-) Tanrı gibi soyut bir figüre dair bir şeyler bulunmadı Göbeklitepe’de.

2-) Melez hayvanlar, ejderhalar gibi mitolojik, gerçek dışı varlıklarla ilgili buluntular da yok.

Göbeklitepe’den çıkan buluntuların hemen hepsi oldukça natüralist tarzda. Yani doğada ne varsa onların yansıması bulunuyor.

Ancak, Göbeklitepe farklı bir şeyler de içeriyor. Öncelikle buranın mimari formu, yani dikme taşlarla daireler, bu daireler ortasında iki büyük dikili taş, “özel amaçlı” yapılan bir yer olduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte şunu biliyoruz ki bu yuvarlak yapıları yaparken kullandıkları T şekilli dikmeler antropomorfik karakterde. Yani insanı temsil ediyor. Dikkat ederseniz dikme üzerindeki kolları ve elleri görebilirsiniz.

Bu antropomorfik monolitik (tek parça), ağırlığı 16 tona kadar ulaşabilen ve 3–6 metre arasındaki dikmeler üzerinde, hayvanlar, desenler, insan eli kolu, peştemal, kemer gibi pek çok kabartma var.

Ve bu T şekilli kabartmalı insan temsilleri sadece Göbeklitepe’de değil etrafındaki 10 kadar yerleşimde de var. (Ama Göbeklitepe hem en iyi bilinenlerden hem de en görkemli ve büyük olanı bu gün bildiğimiz kadarıyla.)
Mesela aşağıda Kilisik’ten bir T şekilli dikme taş var:

Yani Göbeklitepe ve civar halkı, taştan koca koca insan temsilleri yapıp, bunları daire şeklinde dizmiş, yetmemiş bu yuvarlakların içine kenardakilerden daha büyük iki tane T şekilli dev taş dikmiş, bu yetmemiş bu yapılardan bir sürü yapmışlar.

Bir çok insan organize olmuş, işi gücü (sanki sabahları plazada kahve içip, hesap kitap iş yapıyorlar.) bırakmış, ev ya da temel ihtiyaçlara yönelik yapılar yapmaya değil, bu yuvarlak dev yapıları yapmaya uğraşmışlar. Bu arada tabi daha tarım gelişmemiş ve hayvancılık da henüz yapılmamakta. Yani bu toplum hala avcı toplayıcıyken bu büyük yapıyı yapmış.

Yeme içme: avlanmak ve bitkisel şeyleri toplamak

Şimdi avlanmak ve bitki toplamak dediğimizde lütfen küçümsemeyin. Çünkü o dönemlerde avlanmak bir çok insanın doymasını sağlamak, belli bitkileri belli yerlerden, neslini tüketmeden toplamak aslında pek çok yetenek gerektiriyor. O dönemki insanların avlaklarda belli stratejilerle çok miktarda hayvanı avlayabildikleri, bira yapabilecek kadar çok tahıl toplayabildikleri biliniyor.

Ayrıca şu detayı da unutmamak gerekiyor, Göbeklitepe’de bu kadar yoğun iş gücü gerektiren yapının yapım faaliyetlerinde çalışanlar nasıl beslendi? Hem yüksek kalorili hem de çok miktarda yiyecek gerektiği belli. Yani tarım yok hayvancılık yok diye bu insanlar kendilerini doyuramayacak kadar zavallı değiller. Hatta bu insanlar kendilerini doyurup, buradaki iş gücünü besleyebilecek kadar güçlüler.

Ve ayrıca, belli ki bir ast üst organizasyonları da bulunmakta. Taş ocaklarının bulunması, taş ocaklarından taşların kesilip çıkarılması, taşların taşınması, doğru şekilde uygun yerlere yerleştirilmesi, bu işi yapanlarla ilgili problemlerin çözülmesi, beslenme ve temel ihtiyaçların karşılanması gibi tüm bu işlerin organize edilmesi, burada şölenlerin yapılması (yüksek miktarda av hayvanı, bira vb..) güç gösterileri gibi faaliyetler bunu gösteriyor. Ayrıca, yuvarlak yapıların içindeki daha “büyük” antropomorfik dikmeler ve çevresindeki küçük antropomorfik dikmeler de bu organizasyona işaret ediyor.

Göbeklitepe’de Kafası Koparılan Heykeller

Göbeklitepe’de, büyük antropomorfik T şekilli dikmelerin yanı sıra gerçek insan boyutlarına yakın, insan heykelleri bulunmuştur. Bu insan boyutlu heykeller T şekilli dikmelerden oldukça farklıdır. Yaklaşık 43 tane böyle insan heykeli çıkmıştır. Ama bu heykellerde bir ilginçlik vardır. Heykellerin kafaları, vücuttan koparılmış ve bu kafalar T şekilli dikmelerin civarına bırakılmıştır.

Daha önce kafatası kültünden, insanların ölülerin kafasını koparıp saklamasından bahsetmiştik. 43. dikmedeki gibi kafasız vücutların işlendiği kabartmalar olduğundan da bahsetmiştik. Yani bu heykellerin kafalarının koparılmış olması bizi çok şaşırmıyor.

Ancak dikkat çeken başka bir şey var. Fark ettiyseniz Göbeklitepe’de iki farklı insan temsili bulunmakta. Biri normal boyutlu heykeller, diğerleri ise T şekilli büyük yüz çizilmemiş heykeller.

T şekilli dikmelerle ifade edilen insan temsili belki de yaşamamış, ya da çok çok önce yaşamış ve ölmüş kişilerdi. Ama belli ki insan boyutlu normal heykeller o dönemdeki gerçek insanları temsil etmesi için yapılmış olabilirdi.

Bu iki farklı insan betimlemesi, özel mimari formuyla da birlikte ele alınca, Göbeklitepe’nin manevi bir merkez olduğunu anlamamız için oldukça faydalıdır. Ayrıca bu manevi değerin de eski yaşamış(ya da yaşamamış) atalardan gelmiş olabileceğini düşündürür.

Yani kısaca, Göbeklitepe inançla ilgili ritüellere ev sahipliği yapan özel bir mekandır. Ancak tanrılara ibadet amaçlı bir ibadethane ya da tapınak olduğundan bahsedebileceğimiz kanıtlar yoktur.

T şekilli dikili taşlar, bunların yuvarlak-eliptik dizilimiyle oluşturulmuş büyük yapılar ve insan heykellerinden bahsettik. Peki Göbeklitepe’den başka şeyler çıkmadı mı? Biraz da buradan çıkan diğer buluntulardan bahsedelim.

Buradan bir çok hayvan heykeli de çıkmıştır. Bu heykellerde hayvanlar agresif, dişlerini gösterir bir şekilde ifade edilmişlerdir. Bu da hayvan heykellerinin burayı korumaları için yapıldığını düşündürür. Yaklaşık 84 tane hayvan heykeli bulunmuştur.

Hayvanların heykelleri kadar kendilerine dair de kalıntılar bulunmuştur. Göbeklitepe’den pek çok yabani hayvan kemiği çıkarılmıştır. Yapılan #arkeozoolojik çalışmalarla 20 civarında memeli, 20 civarında kuş türü ve 2 balık türüne ait 42’den fazla takson belirlenmiştir.

Çıkan memeli türlerinin bir kısmı: Kirpi, kurt, tilki, gelincik, alaca sansar, porsuk, yabani kedi, leopar, yaban domuzu, alageyik, kızıl geyik, yabani eşek, yaban öküzü, ceylan, yabani koyun, yabani keçi, trakya gelengisi, hint gerbili, kısa kuyruklu bandikut faresi, yabani tavşan, çöl faresi ….

Çıkan kuş türlerinin bir kısmı: Boz kaz, angut, yeşilbaş, kızıl akbaba, kızıl şahin, kartal, kınalı keklik, bıldırcın, turna, telli turna, toy, bağırtlak, alaca baykuş, ardıç, öter ardıç, saksağan, ekin kargası, leş karası, küçük kara, bataklık kiraz kuşu …

Yapılan arkeozoolojik çalışmalar göstermiştir ki, Göbeklitepeliler en çok ceylan ve yabani öküz tüketmişlerdir. Bununla birlikte ilginç buluntular öküz avına dair çok net kanıtlar sunmuştur. Örneğin aşağıdaki bizon kemiğine mızrak ucu saplı kalmıştır.

On the hunt, some 12.000 years ago: An aurochs bone with hunting lesion from Göbekli Tepe.

Göbeklitepe’de insan kemikleri

Göbeklitepe deyince belki de bir çok kişi hemen insan mezarları, insan kemikleri düşünmüş olabilir. Zaten ritüel amaçlı bir yer olduğunu da göz önüne alınca bu mümkün. İnsana dair bir şeyler çıkacak diye beklenti oluşuyor. Bu beklenti sadece bize özgü değil ayrıca. Göbeklitepe’yi keşfeden, önemini ortaya koyan ve yıllarca emeklerle ortaya çıkaran arkeolog Klaus Schmidt’de insan kemiklerinin çıkmasını bekliyordu.

Klaus Schmidt, duvarların arasında ya da arkasındaki dolgularda insan gömülerinin çıkacağını ön görmüştü. Ancak Schmidt, kazı sürecinden ölümüne kadar olan sürede insan kemiklerinin çıktığını göremedi.

Geçtiğimiz yıllarda yapılan çalışmalarda, fragmante olmuş 600 kadar insan kemiği parçası Göbeklitepe’den çıkarıldı. Bu 600 kemik parçasının yaklaşık 400 parçası kafatası kemiklerine aitken 200 tanesi de vücut kemiklerine ait parçalar.

Yapılan analizlerle 40 tane kafatasına ait parçalarda sıyırma gibi kesme işlemine ait izler bulundu. Bulardan da 7 tanesinde kesici aletle yapılmış özel modifikasyon izleri belirlendi. Bu kafatasına ait 7 parça kemik, morfolojik olarak incelendi ve 3 farklı kişiye ait kafatasları olduğu ortaya çıkarıldı. Ayrıca bu 7 parça Göbeklitepe’de 3 farklı açmada (noktada)bulundu.

Kafataslarının cinsiyeti incelendiğiyse bir tanesi daha çok kadına benzerken diğer ikisi erkeğe daha çok benziyordu. Ancak, bu kafatasları çok parçalı olduğu için cinsiyet karakterleri çok net incelenemiyor. Dolayısıyla cinsiyetler daha çok tahmin olarak kalıyor. Kafatası sahiplerinin yaş aralığı ise 20–50 olarak tahmin edildi.

Bu özel modifikasyonlar yapılmış kemik parçaları tafonomik olarak incelendiğinde, delme, sıyırma, kesme ve boyama olmak üzere 4 tane temel işlem tespit edildi.

Yani kafataslarından etleri sıyırdıktan sonra belli şekillerde kesmiş, delikler açmış ve boyamışlar.

Bilim insanları kafatası fragmentlerini bilgisayar ortamında bütünleyerek bu Göbeklitepelilerin ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışmışlar. Yapılan modellemelerin verdiği sonuçlar doğrultusunda kafataslarından etlerin sıyrıldığı, delikler açılıp içinden ip geçirip asıldığı düşünülmekte.

Bu durum araştırmacıları çok da şaşırtmış değil. Kafası koparılan heykeller ve kafasız vücut kabartmalarından sonra kafatasını etten sıyırıp iple asmaları ve bir de bunu boyamaları yine kafatası kültüne işaret eden bir durum olarak öne çıkıyor.

Kısaca Göbeklitepe 

  • Göbeklitepe ritüel amaçlı kullanılan ancak tanrısal varlıklara dair atıfların olmadığı özel bir mekan.
  • Göbeklitepe toplumu avcı toplayıcı. Tarım ve hayvancılık yapmıyor. Ancak bira üretebilecek kadar çok mahsülü yabandan toplayabiliyor.
  • Göbeklitepe’de iki farklı insan betimine sahip heykel/dikme bulunuyor.
  • Göbeklitepe’de kafatası kültü gözlemleniyor.
  • Göbeklitepe’de insan kemikleri bulundu. Çoğu kemik kalıntısı kafatası kemiklerine ait.
  • Göbeklitepe’de henüz ev kontekstine (yani düzenli yaşam alanı) ait kalıntılar bulunmuş değil.

Kaynak:

https://www.bilimma.com/gobeklitepe-hakkinda-kapsamli-rehber/

Alakalı İçerikler
DoğaHaber

Türkiye'den 7/24 yaban hayatından canlı yayın için Kenan Kesmez'i takip edin!

DoğaİklimNe nedirÖzel Haberler

Kum fırtınası nedir? Nasıl korunulur?

Haber

Ahtapottan Öğrendiklerim : Bir ahtapotun hayatı

DoğaHaber

Kızılırmak Deltası'nda çıkan yangınla ilgili soruşturma başlatıldı

Bilim dünyasının son haberlerini kaçırmamak için eposta bültenimize hemen üye olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir