depresyon ve anksiyete farkı
/

Depresyon ve anksiyete arasındaki bilimsel farklar

Hollanda Anksiyete ve Depresyon Çalışması (NESDA), iki psikolojik bozukluğun arasındaki farkları bularak, doğru tedavilere ışık tuttu.

5 dakikalık içerik

Depresyon ve anksiyete arasındaki biyolojik farklılıklar açıklığa kavuşturuldu. Doğru tedaviyi hedefleyen ve yeni görüşlerin ileriye sürüldüğü çalışmada, depresyonlu kişilerin anksiyetelilerden farklı olarak daha fazla enflamasyon geliştirdiği bulundu. 

Depresyon ve anksiyete çok kez aynı psikolojik durummuş gibi anlaşılıyor. İkisi de birkaç semptom ve risk faktörünü paylaşır ve sıklıkla ilaçlarla tedavi edilir. Majör depresif bozukluğu olan hastaların yarısından fazlasının anksiyete geçmişi bulunuyor. Bununla birlikte, psikiyatristler tarafından farklı bozukluklar olarak sınıflandırılırlar ancak bu farklılığın biyolojik kanıtları şimdiye kadar belirsizdi. 12-15 Eylül 2020 tarihleri arasında düzenlenmiş olan ECNP Kongresi’nde sunulan Hollanda Anksiyete ve Depresyon Çalışması (NESDA) beklenen kanıtı verdi. NESDA araştırma ekibi, 304 depresyonlu kişiden, 548 anksiyeteli kişiden, her ikisine sahip 531 kişiden, 807 gerileyen bozukluğa sahip kişiden ve kontrol grubundaki 634 kişiden alınan kan örneklerini kullanarak, 40 kan metabolitini ve bunların her bir bozukluğun semptomlarıyla ilişkisini incelemek için nükleer manyetik rezonans kullandı.

Depresyon ve anksiyete – Depresiflerin kanında farklı miktarda lipid bulundu

Depresyon ve anksiyete arasındaki farkları inceleyen ekip, iki ana bulguyu keşfetti. Ekipten Hilde de Kluiver, ilk bulguya ilişkin, “Depresif grupta anksiyeteli grupta görülmeyen daha fazla iltihaplanma (enflamasyon) kanıtı gösterdiğini bulduk.” dedi. İkinci olarak ekip, depresyona sahip kişilerin kanında çok farklı miktarlarda ve türlerde lipid (kan yağları) olduğunu buldu. Buna örnek olarak, depresyon geçiren kişilerde daha yüksek seviyelerde trigliserit (bitkisel ve hayvansal yağların ana bileşeni) ve daha düşük seviyelerde omega3 yağ asitlerinin gözlemlenmesi verilebilir.

Depresyonla ilişkili metabolitler de belirlendi. Bu da depresyonu sınıflandırmak için kan biyobelirteçlerinin kullanılmasının mümkün olabileceğini düşündürüyor. Kluiver, “Buna karşılık, anksiyete bozukluğu olan kişilerde sağlıklı kontrol grubuna çok benzer bir lipid bileşimi bulundu.” dedi.

Önceki araştırmalar depresyon için biyokimyasal belirteçler belirlemiş olsa da bu araştırma, anksiyete için geniş bir belirteç setini inceleyen ilk çalışmadır. Bu nedenle, anksiyetesi olanlarda sağlıklı kontrollere kıyasla bağışıklık sisteminin ve lipid metabolizmasının değişmediğini gösteren ilk araştırma oldu.

Araştırma ekibi, depresyon ve anksiyete farklılıklarına ilişkin yaptıkları bu çalışmanın daha doğru tedavilere yol açacağını umduklarını söyledi. De Kluiver, açıklamasında, “Ekibimiz şimdi de enflamasyonu değişmiş depresyondaki kişilerin anti-enflamatuar ilaçlarla tedaviye yanıt verip veremeyeceğini test etmeyi planlıyor.” şeklinde konuştu.

Son olarak çalışmanın henüz hakem değerlendirmesinden geçmediğini de belirtelim. NESDA ekibi, 10 yıldan uzun bir süredir çalışıyor ve bir dizi yayınla bulgularını açıkladı. Bunlardan biri 2020 yılının başlarında yayımlanan, kardeşler arasındaki depresyon semptomları ile immünometabolik özellikler arasındaki bağlantıyı değerlendiren bir araştırma idi.

Kaynak;

BioTechniques

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.