Arkeoloji

/

İsrail’de Arkeolojik Kazılarda Fosil Bir Dev Fil Dişi Bulundu

İsrail’de yapılan bir arkeolojik kazıda yıllar öncesine ait bir fildişi fosili bulundu. Bir zamanlar Akdeniz bölgesinde yaşamakta olan bir filin fosilleşmiş dişi, Güney İsrail’de kazı yapan arkeologları heyecanlandırdı. Dişin “Palaeoloxodon Antiquus” İsimli Türe Ait Olduğu Saptandı Arkeologlara göre bulunan fosil, bu bölgedeki…

İsrail’de Arkeolojik Kazılarda Fosil Bir Dev Fil Dişi Bulundu

/

İsrail’de yapılan bir arkeolojik kazıda yıllar öncesine ait bir fildişi fosili bulundu. Bir zamanlar Akdeniz bölgesinde yaşamakta olan bir filin fosilleşmiş dişi, Güney İsrail’de kazı yapan arkeologları heyecanlandırdı. Dişin “Palaeoloxodon Antiquus” İsimli Türe Ait Olduğu Saptandı Arkeologlara göre bulunan fosil, bu bölgedeki yaşam hakkında önemli ipuçları ve nadir bilgiler veriyor. Eski zamanlarda yaşamış ve günümüzde nesli tükenmiş olan Palaeoloxodon Antiquus’a ait olduğu saptanan fosilin 2,5 metre uzunluğunda olduğu belirlendi. Düz dişli fil olarak da bilinen bu hayvanın kalıntısı; taş, çakmaktaşı aletleri ve diğer hayvan kalıntılarının bulunduğu bölgede keşfedildi. Bilim insanları bu fildişi fosilinin yaklaşık yarım milyon yaşında olduğunu tahmin ediyor.…

Antik DNA Örneği Veba Salgınının Kökenini Ortaya Çıkardı

/

Orta Asya’da antik bir ticaret yolu olan ‘İpek Yolu’ üzerindeki mezarlıklardan alınan DNA örnekleri, o çağlardaki veba salgınının gizeminin çözülmesini sağladı. Döneminde “Kara Ölüm” adı verilen veba türünün başlangıç noktası, Kuzey Kırgızistan’da bir bölgeyi işaret etti. Bugün Var Olan Çoğu Veba Türüne De Yol Açıyor Bir grup araştırmacı, Tian Shan dağlarının eteklerindeki Issyk Kul Gölü yakınlarındaki Chu Vadisi’ndeki, bir Ortaçağ Nasturi Hıristiyan topluluğuna gömülen(1338-1339) üç kadının dişlerinden, Yersinia Pestis veba bakterisinin antik DNA izlerini aldı. Söz konusu Veba Salgınında, başka kaynaklarda belgelenen en erken ölüm 1346’daydı. Patojenin genomunun yeniden yapılandırılması, bu türün yalnızca Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı…

Antik Mayalılar Diş Dolgusu ile Çürümeyi Önlemiş Olabilir

/

Antik Maya dönemine ait insan kalıntılarında görülen değerli taşlarla süslenmiş dişler, günümüzde inceleme konusu yapılıyor. Bu uygulamanın yalnızca estetik güzellik amacıyla olmayabileceği ise yeni araştırmalar sayesinde gündeme geldi. Mayalıların dişlerine yapıştırdıkları taşlardan ziyade, onları yapıştırmak için kullandıkları malzeme dikkat çekti. Araştırmacılar bu yapıştırıcının belki de çürüğü ve enfeksiyonu önleyebilecek bir yapısı olabileceği üzerinde duruyor. Yapıştırıcı Dolgu Malzemesi Tedavi Edici Özelliklere Sahip Olabilir Antik Maya toplumunun diş güzelliği konusuna önem verdiği biliniyordu. Tarihte dişlerini törpüleyen, çentik açan, cilalayan hatta taşlarla süsleyen Mayalılar olduğu görülmüştü. Şimdi ise yeni bir araştırma, dişlere taş yapıştırmak için kullanılan dolgu macununun tedavi edici özelliklere sahip olabileceğini…

Arabistan’daki 7 bin yıllık 600 metrelik duvar neyi anlatıyor?

/

Arabistan’da bulunan tarihi taş duvar ve yapılar üzerinde süren çalışmalarda bilim insanları yeni bulgular elde etti. Max Planck Enstitüsü araştırmacılarına göre, 600 metre uzunluğa sahip yapılar 7 bin yıl öncesine dayanıyor ve anıtsal alanlar olarak inşa edilmiş olabilir.  Suudi Arabistan’daki yeni arkeolojik araştırmalarda, 7 bin yıllık taş yapılar ilk pastoralistlerin ritüellerini gerçekleştirdiği anıtsal alanlar olarak yorumlandı. The Holocene‘de yayımlanan çalışma, Almanya’daki Max Planck Topluluğu araştırmacılarının Suudi ve uluslararası araştırmacılarla birlikte, Arap Çölü’ndeki ‘mustatil‘ olarak adlandırdıkları taş yapıların ilk ayrıntılı çalışmasını sundu. Dünyanın en eski büyük ölçekli yapılarından bazıları olarak kabul edilen bu yapılar, dikdörtgenler halinde yığılmış taş yapılardır. Yapılar, yarı…

İlk büyük insansı maymunlar “yavaş pişirici”de yemek pişirdiler mi?

/

İlk büyük insansı maymunlar yavaş pişirici kullanmış olabilir mi? Yaklaşık 1 milyon 800 bin yıl önce, taşları kullanarak kaplıcalarda yavaş pişirme yöntemiyle yemek pişirmiş olabilir. Kuzey Tanzanya’da keşfedilen kaya örneklerinde bulunan moleküller, buna işaret ediyor.  İlk büyük insansılar kaplıcalardan yavaş pişirici yapmış olabilir. Bilim insanları, Kuzey Tanzanya’daki yarık vadisi Olduvai Boğazı‘nda eski iklimin nasıl göründüğünü araştırmak için tortu toplarken bir keşfe imza attı. Yaklaşık 1 milyon 800 bin yıl önce yaşamış olan insan ataları, o dönemde hidrotermal kaynaklarla kaplı alanda taşları kullanarak yavaş pişirme yöntemiyle yemek pişirdiler. Bölgede, antik hayvan kalıntıları ve insan ataları tarafından üretilen taş eserler bulundu. Bu…

Antik Mısır mumyalarının nasıl yapıldığı paleoproteomik yöntemlerle ortaya çıktı

/

Antik Mısır mumyaları üzerinde yapılan yeni bir çalışma, mumyaların nasıl yapıldığını gösteriyor. Bilim insanları, 4 bin yıllık bir mumyanın proteinlerini çıkarmak için non-invasive (cerrahi işlem gerektirmeyen) bir yöntem olarak bilinen paleoproteomik yaklaşımı benimsedi.  Antik Mısır mumyalarının nasıl yapıldığı yüzyıllardır büyük merak konusu. Bu alanda yapılan birçok araştırmaya rağmen, soru işaretleri bulunuyor. Şimdi yeni yayımlanan bir çalışmada araştırmacılar, paleoproteomik yaklaşımı kullanarak yeni bilgiler ortaya koyuyor. Non-invaziv EVA örneklemesi bu çalışma ile ilk kez Eski Mısır mumyalarına uygulandı.  4 bin yıl kadar önce Mısır’da yaşamış ve günümüzde çalışmaya konu olan kadının mumyası, 1920’lerde keşfedildi. Mumya, keşfedildiğinden beri çalışmanın da yapıldığı İtalya’nın Torino…

Türkiye’nin ilk antik DNA laboratuvarı

////

Antik DNA laboratuvarları antik kazılardan elde edilen biyolojik materyallerdeki nükleik asitleri izole edip analiz eden araştırma merkezleri olarak son dönemlerde oldukça gündemde. 2019 yılı içinde Hacettepe‘de kuruluşunu tamamlayarak açılan antik DNA laboratuvarının ardından, ilk antik DNA çalışmalarının ülkemizde nerede yapıldığını, Hacettepe Üniversitesi antik DNA laboratuvarına temel olan ilk çalışmaları araştırdık. 2012 yılında Prof. Dr. İnci Togan, ODTÜ’de, Türkiye’nin ilk antik DNA laboratuvarını kurdu. Bu laboratuvarda çalışmalar yapan araştırmacılardan biri de Yardımcı Doç. Dr. Mehmet Somel. ODTÜ’de Biyoloji alanında lisans ve biyoteknoloji programında yüksek lisans eğitimi gören Somel, Almanya’daki Leipzig Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nde çalışarak, Leipzig Üniversitesi’nden doktora derecesini aldı.…

İstanbul Üniversitesi Laleli’deki yeni arkeoloji müzesini ziyarete açtı

/

İstanbul Üniversitesi Rıdvan Çelikel Arkeoloji Müzesi açıldı. Geçtiğimiz ay, İstanbul Üniversitesi Eski Çağ Tarihi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erkan Konyar, müzenin temmuz ayında açılacağını duyurmuştu. Erkan Konyar’ın 1 Haziran tarihinde, müzenin açılacağını duyurduğu paylaşımı; İstanbul’a yeni bir müze geliyor. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Müzesi. pic.twitter.com/CS8qYHEMZw — erkan konyar (@ekonyar) June 1, 2019 Arkeofili‘nin haberine göre, 1 Temmuz Pazartesi günü (dün) müze bir açılış töreniyle kapılarını ziyaretçilere açtı. Laleli Yerleşkesi’nde inşa edilen müzenin adı, kuruluş aşamasında büyük katkıları bulunan iş insanı Rıdvan Çelikel’in adını taşıyarak “Rıdvan Çelikel Arkeoloji Müzesi” oldu. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Rıdvan Çelikel, İÜ Arkeoloji Anabilimdalı’nda görevli…

İskandinavya’nın ilk sakinlerine ait DNA’lar sakızlarda keşfedildi

/

İskandinavya’ya 10 bin yıldan daha uzun zaman önce ilk yerleşen insanlar, DNA’larını çiğnenmiş huş ağacı kabuğunun üzerindeki katran sakızlarda bıraktı. İskandinavya’ya ilk yerleşen insanlara ait şimdiye kadar çok az kemik bulunmuştu ve kemiklerin büyük çoğunluğu arkeogenetik araştırmaya olanak verecek kadar DNA taşımıyordu. Araştırmacılar, keşfedilen sakızlardaki DNA’ların, bölgede bulunan en eski insan DNA’sı olduğunu ifade etti. İki kadın ve bir erkek olmak üzere üç farklı bireye ait genler, hem insan genetiği hem de madde kültürü ile ilgili oldukça önemli veriler sağlıyor. Çalışma, Stockholm Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapıldı ve Communications Biology‘de yayımlandı. İnsanlar, çok uzun yıllardır sakız çiğneme alışkanlığı edinmiş durumda. İnsanların bu…

Uluburun ile aynı sularda daha eski batık bulundu

/

Uluburun Batığı, yaklaşık 3 bin 400 yıl önce Akdeniz’in sularına gömüldü. Bu geminin, Ege ve Yunanistan, Mısır, Hitit, Suriye, Filistin, İsrail, Kenan Ülkesi ve daha pek çok medeniyete ait tam 20 bin parça eşya taşıdığı biliniyor. Yani bu batıkta Antik dönemin neredeyse hepsine ait bir ticari eşya vardı.   Uluburun Batığı’nı 1982 yılında sünger toplamak için dalış yapan bir kişi buldu ve ardından 1984 yılından beri batık üzerinde çalışmalar başladı. Batık, Antalya’nın Kaş ilçesinin 8.5 kilometre güneydoğusunda yer alır. Uluburun batığındaki değerli eşyalardan bazıları şöyledir; 318 tabaka Kıbrıs bakırı, Kıbrıs seramiği, silah yapımında kullanılmak üzere 11 ton bronz tabaka, Mısır kraliçesi…