böbrek nakli genomik uyuşmazlık

Böbrek nakli başarısızlığı ve genomik uyuşmazlık

5 dakikalık içerik

Genomik bir uyuşmazlık, birçok böbrek nakli operasyonun neden donörlerin ve alıcıların eşleştiği düşünüldüğünde bile başarısız olduğunu açıklayabilir. Bu, alıcının donör proteinine karşı bir immün saldırı yapmasına neden olarak böbrek vericisi ile alıcı arasındaki genetik bir uyuşmazlıktır.

New England Journal of Medicine‘nda yayınlanan bulgular, bağışçılar ve hastalar arasında daha kesin bir eşleşme için umut verdi. Böylece böbrek nakli başarısızlıkları azaltılabilir. Aynı genomik uyumsuzluk kalp, karaciğer ve akciğer nakillerinde de potansiyel olarak ortaya çıkabilmekte.

Başarılı bir organ nakli, büyük ölçüde donör ve alıcı arasındaki genetik uyumluluğun sağlanmasına bağlıdır. Nakil, donör ve alıcının, bağışıklık sisteminin hangi hücrelerin yabancı olduğunu tespit etmesine yardımcı olan insan lökosit antijenlerini (HLA’ler), mümkün olduğunca yakın hücreli yüzey proteinleri eşleştirilerek yapılır. Ancak HLA uyuşmazlıkları, immünolojik nedenlerle başarısız olan böbrek nakli operasyonlarının sadece üçte ikisini açıklayabilir. Çalışmanın yazarlarından Krzysztof Kiryluk, “Bu başarısızlıkların geri kalanı muhtemelen daha az yaygın antijenlerden veya büyük doku uygunluk kompleksinden kaynaklanmaktadır.” dedi.

Çalışma, donörün, LIMS1 adlı bir genin yakınında tam boyutu aynı olan iki kopyaya sahip olması durumunda, önemli ölçüde daha yüksek bir reddetme riskine sahip olduğunu buldu. Reddedilme riski, bu genomik uyumsuzluk ile donör alıcı çiftlerinde bu uyuşmazlığa sahip olmayanlara göre yüzde 63 daha yüksekti. Kiryluk, “LIMS1 uyumsuzluğundan kaynaklı reddetme riski kabaca, HLA’daki tek bir allel uyumsuzluğundan kaynaklanan riskten üç kat daha yüksek” diyor.

Böbrek nakli ve genomik uyuşmazlık

Böbrek nakli sonrası, böbrekleri reddeden alıcıların kanlarında, tespit edilebilir düzeyde anti-LIMS1 antikorları bulundu. Genomik uyuşmazlığın reddedilmeye katkıda bulunduğunu gösteriyor. Kiryluk, “Bu silme işleminin etkilerini uyguladığı mekanizma bilinmemektedir. Silinen iki kopyaya sahip bireylerin böbreklerinde düşük seviyelerde LIMS1 gen transkriptine sahip olduğunu bulduğumuz için, üretilen LIMS1 proteini miktarını azaltması muhtemeldir.” dedi.

Bu bireyler yeni nakledilen bir organda yüksek düzeyde LIMS1 proteinine maruz kaldıklarında, bağışıklık sistemlerinin LIMS1 antijenini yabancı olarak tanıma olasılığı daha fazladır ve reddedilme ile sonuçlanır. Nakledilen organlar genel olarak, genomik uyuşmazlığı arttırdığı anlaşılan önemli bir düşük oksijenasyon periyodu yaşar. Araştırmacılar, LIMS1 üreten hücrelerde, düşük oksijen seviyelerinin, hücre yüzeyi üzerindeki LIMS1 üretimini arttırdığını ve bu da immün atak riskini artırabildiğini buldu.

LIMS1 uyumsuzluklarının, Avrupa ve Afrika kökenli insanlar arasında etkileşimsiz bağışçıların nakillerinin yaklaşık yüzde 12 ila 15’inde gerçekleşmesi beklenir. Ancak Doğu Asya kökenli insanlar arasında silme işlemi nadir olduğu için pek görülmez. LIMS1 ayrıca akciğerde, kalpte ve karaciğerde de ifade edildiğinden, bulgular diğer organ nakilleri için geçerli olabilir. Benzer şekilde, diğer genetik uyumsuzluklar da bu organların reddedilmesine katkıda bulunabilir. Kiryluk, LIMS1 uyumsuzluklarının nakil öncesi genetik tarama ile önlenebileceğini söyledi. Fakat Kiryluk bir konuya dikkat çekerek ekliyor: “Ama önce daha büyük çalışmalarda bulgularımızı doğrulamamız gerekiyor.”

Kaynak; The New England Journal of Medicine

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.