//////

Bilim Nedir ve Bize Hangi Kapıları Açar?

38 dakikalık içerik

“Kısaca” Bilim Nedir?

Soru sormak, sonsuz bir devinime cesur bir adım atmak gibidir. Bir kere o adımı attıktan sonra geri dönüp bakmaz, hep daha ileri gidersiniz. Her soru tüm üretkenliği ile başka bir soruyu doğurur ve yanıt almak asla sizi doyurmaz. Hep daha fazlasını, nedenini ve nasılını merak edersiniz. Evet, bilimin insanı gün ışığıyla dolmuş aydınlık bir odaya doğru yönlendirmesinden bahsediyorum. Honoré de Balzac, “Herhangi bir bilimin anahtarı, soru işaretidir.” diyerek çok kişinin bu anahtarın peşinde durmaksızın koştuğu yolculuklara atıfta bulunmuş olabilir mi, ne dersiniz?
Bu yazı dizisinde birbirinden farklı bilim dalları ile yolu kesişen ve bu yol arkadaşlığından büyük keyif alan 3 harika kadın ile söyleştim ve aldığım yanıtlar, odamı tertemiz bir hava ile doldurdu. Bilim nedir? sorusu ile çıktığımız bu sohbet yolcuğuna tanıklık etmeniz için sizleri içeri davet ediyorum, hepinize keyifli okumalar dilerim.

Bilimle Yolu Kesişenler

Kendinizden bahseder misiniz? Bilimle yolunuz ne zaman kesişti?

Handan Üstündağ: İsmim Handan Üstündağ. Biyolojik antropoloğum. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) Antropoloji Bölümü Paleoantropoloji Anabilim Dalı’nda lisans ve yüksek lisans eğitimimi, sonra da Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde doktoramı tamamladım. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim. Uzmanlık alanım “insan biyoarkeolojisi”. İnsan biyoarkeolojisi, arkeolojik bağlamda insan iskelet kalıntılarını inceleyerek geçmiş insan topluluklarının biyo-kültürel çeşitliliğini, adaptasyon biçimlerini ve değişim süreçlerini araştıran bir alan.
Bilimle yolum sanırım katıldığım ilk kazı projesinde kesişti. Üniversitede birinci sınıf öğrencisiydim. Paleontolojik bir kazıydı, uluslararası bir ekip çalışmasıydı ve farklı ülkelerden gelmiş bir sürü uzman milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların fosillerini çok büyük bir heyecanla inceliyorlardı. Bundan çok etkilendim ve sanırım o yaz hayatımın geri kalanında bilimle uğraşmak istediğime karar verdim. İlginçtir, o yaz o ekibe benim gibi öğrenci olarak katılan iki arkadaşım da aynı kararı verdiler ve sonuçta üçümüz de akademisyen olduk.

Özge Esra Kaboğlu: Ben Özge Esra Kaboğlu, Uzman Psikoloğum. Uludağ Üniversitesi Psikoloji bölümü ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji yüksek lisans mezunuyum. Lisans eğitimimin bir bölümünde İtalya Torino Üniversitesi’nde psikoloji eğitimi aldım. Akademik sürecime bakılacak olursa, bu üniversitelerde psikoloji bilimini tanıma fırsatı edindim. Ancak her birimizin bilimle yolunun kesişmesinin çok daha erkene dayandığını düşünüyorum. Anne karnında bile ultrasonla tanışan nesillerin bilimle yolun kesişmesi gibi, bir zaman sınırlamasının zor olduğunu düşünüyorum.

Sevgi Can Yağcı Aksel: Ben Sevgi Can Yağcı Aksel, iletişim ve Hungaroloji iki temel çalışma alanım. Kısa bir süre öncesine kadar Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde (İLEF) çalışıyordum, şu anda Ankara Üniversitesi DTCF-Hungaroloji’de öğretim üyesiyim. Bunun dışında Macarcadan edebi çeviriler yapıyorum, öykü yazıyorum, edebiyatla bilimi birbiri içinde var etmeyi denediğim bir yaşam sürüyorum.
Akademiye yönelmemde ise 90’ların ortalarında, Ankara Üniversitesi DTCF-Hungaroloji’de öğrenciyken, Macarcaya, Macar kültürüne ve edebiyatına olan ilgim belirleyici oldu. Her şey çok sevdiğim bu ülkeyi farklı yönleriyle, daha metodolojik, daha sistematik biçimde kavrama heyecanı duymamla başladı.

Sizce bilim nedir? Sizin çalıştığınız bilim dalını, sizin gözlüğünüzden bize anlatır mısınız? Alanınızın hayatınıza nasıl bir katkı sunduğunu düşünüyorsunuz?

Handan Üstündağ: Bilim, soru sormak ve bu soruya bilimsel bir yöntem izleyerek cevap aramaktır diyebilirim. Kendimizi, türümüzü, diğer canlıları, evreni, geçmişi, geleceği ve değişimi anlayabilmek için sorabileceğimiz ve bilim aracılığıyla cevaplar bulabileceğimiz sonsuz sayıda soru var. Bildiklerimizi sorgulayabilir, aynı soruyu tekrar tekrar sorabilir, yeni araştırmalar yaparak yeni cevaplar arayabiliriz. Cevap ararken başvurduğumuz yöntemler değişir, gelişir ve yenilenir. Ayrıca yeni yöntemler ve teknikler, yeni sorular doğurur. Sorduğumuz sorular; yere, zamana, bağlama ve kim tarafından sorulduğuna bağlı olarak da sürekli değişir. İçinde yaşadığımız zaman, yeni bakış açıları ortaya çıkarır. Farklı bakış açıları da soru sorma biçimimizi değiştirir. Kısacası bilimde sorular, cevaplar ve yöntemler sürekli değişir ve gelişir. Bilimle uğraşmak da hep bir sorgulama, yenilenme ve gelişme hâli içinde olmak demek. Bilim insanı ister istemez kendi hayatını, bakış açısını ve içinde yaşadığı toplumu da sorgular. Bu sorgulama, insanı geliştiren, yenileyen ve elbette olgunlaştıran bir şey.
Benim uzmanlık alanım olan biyoarkeoloji de bir sorgulamanın sonucunda, doğru bilinenlerin yıkılıp yerine yenisinin inşa edilmesiyle doğdu. 1950’lere kadar fiziki antropoloji insan toplulukları arasındaki biyolojik farklılıkları ırk sınıflandırmaları üzerinden açıklıyordu. Ancak genetikçilerin yaptığı çalışmalar ırk sınıflandırmalarının geçersizliğini ortaya koyunca fiziki antropolojide köklü bir değişim yapma gereği ortaya çıktı. Bu süreçte antropologlar, ırk sınıflandırmalarını ve bu sınıflandırmaların kullanıldığı çalışmaları terk ettiler. Dolayısıyla bu bilim dalının soruları ve yöntemi de değişmeye başladı. İnsan topluluklarının benzeşme, farklılaşma ve değişme süreçleri, ırk sınıflandırmaları olmadan incelenmeye başladı. İnsanların değişen çevresel koşullara nasıl adapte olduklarına yönelik araştırmalar ön plana çıkmaya başladı. Benzer şekilde 1960’ların sonunda arkeolojide de insan topluluklarının uzun süreli adaptasyonlarına odaklanan yeni bir kuramsal yaklaşım gelişti. Fiziki antropolojinin ve arkeolojinin ortaklığından “biyoarkeoloji” doğdu. Biyoarkeolojiye özgü yeni sorular ve yeni yöntemler ortaya çıktı. Biyoarkeolojik araştırmalar insanların binlerce yıldır değişen yaşam koşullarına hem biyolojik hem de kültürel açıdan uyum sağladıklarını ve karşılarına çıkan zorluklarla başa çıkmak için çeşitli yollar geliştirdiklerini gösteriyor. Örneğin insanların avcı-toplayıcı ve göçebe hayatı bırakıp da yerleşikliğe geçtikten, tarım yapmaya ve hayvanları evcilleştirmeye başladıktan sonra ne tür değişimler geçirdikleri biyoarkeolojide en çok araştırılan konulardan biri. Dolayısıyla alanım sayesinde ben de, bugün içinde yaşadığımız dünyaya ve karşılaştığımız zorluklara bu binlerce yıllık insanlık deneyiminin penceresinden bakabiliyorum.

Özge Esra Kaboğlu: Bilimi imkânlar dâhilinde evreni anlama çabası olarak tanımlayabilirim herhalde. Dinamik, değişken, merakla yoğrulan bir süreç. Psikoloji, içsel yaşantıları, zihnin süreçlerini ve davranışları anlama yolculuğu… Üniversitede psikoloji eğitimi almak benim dünya görüşümü değiştirdi. Her insanı bağlamı içerisinde, onu etkileyen tüm süreçlerle değerlendirmek gerekliliğini anlamak, önce yargılarınızı farkında olmayı öğretiyor size. Beynin, sinir sisteminin mekanizmalarını görmek, insan olmanın nasıl da özel ve keşfedilmesi gereken bir süreç olduğunu anlatıyor. Psikolojinin birçok alt alanı var ve hepsi başka bir pencere açıyor insana, evrene… Mindfulness ise bir teknik. Lisans döneminde yeni yeni kulağıma çalınan hatta 2012 gibi yurtdışındaki uygulamalarını araştırdığım bir alandı. Ancak 2018 mindfulness yolculuğuna çıktığım yıldır. Mindfulness nedir derseniz; bilinçli farkındalık olarak Türkçeleştirebilirim. Ânın içinde deneyimleneni, beş duyumla fark etmek, bedeninde ve düşüncelerinde olan biteni fark etmek, duygularını gözlemlemek ve fark ettiğin her neyse ona açık olabilmek, yargılarını farkında olarak kabul edebilmektir. Bu kavram, bilimsel alana gelmeden önce Uzakdoğu dünyasında kadim öğretilerde var olan ve değer gören bir beceri. Mindful meditasyonun hayatındaki faydalarını deneyimleyen Jon Kabat Zinn, 8 haftalık seküler bir program yaratıyor ve macera başlıyor. Bu grup programının sonuçları inceleniyor, uzun yıllardır uzakdoğuda mindful meditasyon yapan insanların beyin görüntülemeleri inceleniyor mindfulnessın stres, duygu regülasyonu, zorluklarla baş etme gibi konularda ilham veren sonuçları olduğu görülüyor. Beyinde ortaya çıkan değişikliklere dair makaleler yazılıyor. Bahsettiğim gibi hem ruh sağlığı hem nöropsikoloji konusunda bilimsel sonuçlar veren, kadim öğretilerden beslenen bir beceri; günümüz psikoloji dünyasında merak uyandırdığı ve birçok ekolde kendine bir teknik olarak yer bulduğu gibi, benim de merakımı cezbediyor. Mindfulnessın benim hayattan daha çok keyif alan, daha sabırlı ve sakin biri olmama yardımcı olduğunu gözlemledim. Çevremdeki insanlar da bu değişimden beslendi ve ortak yorum “Sen çok değiştin.” şeklinde oldu. Ben de bu beceriyi öğretmeliyim dedim ve MBSR MBCT eğitmeni oldum. Şimdi de mindfulnessı bir teknik olarak kullanan ekollerde eğitimimi sürdürüyorum. Mindfulness, bana mesleki ve kişisel anlamda yol haritası kazandırdı. Adeta yeni bir yaşan biçimi hediye etti. Bundan büyük kazanım olur mu?

Sevgi Can Yağcı Aksel: Zor bir soru bu. Bilimin türlü tarifleri var, pozitif bilimler ve sosyal bilimler açısından farklılaşan tarifler bunlar, kendi içinde de ana akım ve eleştirel konumlar, derin ayrımlar var. Sosyal bilimlerin gerçekliklerini doğa bilimlerinin yöntemiyle anlayamayız. Şöyle söyleyebilirim belki, sosyal bilimler için bilimi tarif etmeye kalkmak, daha içeriden bir açıklama, anlama çabası, eleştirel bir sorgulama ve türlü öznel konumların, süreçlerin, katılımın farkında olmayı gerektiren bir şey.
Benim uğraştığım temel alanlar, iletişim, toplumsal tarih, Macarca ve türlü yazma hâlleri. İnsan sorularına yanıt bulduğu ve bu yanıtlar yeni sorulara yol açtığı sürece bir yol kat ediyor. Yolda olmak ise hayata en büyük katkı. Yolculuk hem dış dünyaya hem kendi içine doğru oluyor.

Sizi mesleğinize dair heyecanlandıran şeyler nedir?

Handan Üstündağ: Geçmişle bağ kurmak diyebilirim. Arkeologlar geçmişte yaşamış insanların yaptıklarına, ürettiklerine odaklanırken tarihçiler de insanların anlattıklarına kulak verir. Ama biz doğrudan insanların bedenlerine ait kalıntılara bakarız. Bedenin kendisi, insanın yaşadığı hayat hakkında kullandığı nesnelerden veya o döneme ait metinlerden çok daha fazla şey anlatabiliyor. Arkeolojik kazılarda açığa çıkartılıp incelenen iskelet kalıntıları, insanların maruz kaldığı açlığı, şiddeti, salgınları ve ağır çalışma koşullarını net bir şekilde gösteriyor. Beden, insanın günlük hayatı kadar anlam dünyasını da yansıtıyor. Örneğin toplumsal roller ve statüler bedenimizi şekillendiriyor. Bir insandan geriye kalan sadece kuru kemikler de olsa bu kemiklerin hafızasında o insanın kim olduğuna dair bilgiler var. Bu bilgilere ulaşmak, o insanın anlattıklarını dinlemeye benziyor. İnsanı ve insanın zaman içerisindeki değişimini daha iyi anlamaya çalışırken birçok sorunun cevabını binlerce yıl önce yaşamış insanlardan dinlemek oldukça heyecan verici oluyor.

Özge Esra Kaboğlu:
Bugüne gelen insanı var eden deneyimleri, acıları anlayabilme; birinin hayatına dokunabilme, yardım edebilme ihtimali psikolog olarak alınabilecek en değerli haz. Bu ihtimalin varlığı da en güzel heyecan. Bunun yanında mindfulness eğitmenliğinde de insanın kendi zihninin işleyişini tanımasına, bedenini fark etmesine, zamanın içinde kaybolmak yerine onun tadına varmasına yardımcı olmak öyle keyifli ki. Mindfulness eğitmenliğinde sadece bir rehbersiniz, yolculuk kişinin kendisine ait ve herkes kendisi için en bilge kişi. Bunu bilerek, buna saygı duyarak onun yolculuğuna eşlik etmek bambaşka bir haz.

Alanınızla ilgili araştırma sürecinde sorulara yanıt ararken, bilimin hangi unsurları size ışık tutuyor?

Handan Üstündağ: Sorgulamak. Her şeyi sorgulamak. Bilinene, yerleşik olana şüphe duymak ve bu şüpheyle beslenen bir merak duygusunun peşinden gitmek. Farklı bir yerden bakabilmek, yeni bir şey söyleyebilmek ve itiraz edebilmek. Aynı zamanda da büyük bir sabır ve olgunluğa sahip olmak. Küçücük bir ayrıntı gibi görünen bir sorunun cevabı için yıllarca bıkıp usanmadan iz sürmek.

Özge Esra Kaboğlu:
Aktif olarak araştırma yürütmüyorum şu dönemde. Sorunuzu, yüksek lisans düzeyinde yaptığım araştırmadan, destek verdiğim bir doktora projesinden yola çıkarak kişisel deneyimim kadarıyla yanıtlayabilirim. Merak ile yola çıkmak, bilimsel olarak geçerliliği ispatlanmış yöntemleri tercih etmek, literatürü incelemek ancak öğrenmeye ve yeniliğe de açık olmak çok önemli. Bilimin işaret ettiği genel doğrulara ek, kişinin biricikliğini de hatırlayarak yol almak gerekiyor. Sıra dışı vakaların üzerine yazılan vaka incelemeleri, formülasyonlar bambaşka bir bakış açısı katabiliyor.

Bilim Yolunda Sorularla Başbaşa

Bilime dair beslediğiniz en kuvvetli his nedir?

Handan Üstündağ: Heyecan. Bu soruya bilimle uğraşan herkes aynı cevabı verir herhâlde. Ama bence sabır da heyecan kadar önemli. Bir bilim insanı için yeni bir şey bulmak, yeni bir şey söylemek düşüncesi çok heyecan verici. Ama bunu yapabilmek için çok büyük bir sabır, disiplin ve çalışkanlık da gerekiyor. Bir de bilimin rehberliğine ve sorgulayıcı doğasına güvenmek.

Özge Esra Kaboğlu: Merak ve öğrenme arzusu.

Sevgi Can Yağcı Aksel: Umut. Bilim benim için, önyargıları, dogmaları kırma, doğayı, yaşamı koruma, kurtarma, sürdürülebilirlik sağlama, gerçeklikleri görünür kılabilme potansiyeli taşıdığı sürece umuttur. Bugün, en somut örneğiyle pandemiye karşı gelişen aşı gibi.

Bilim yolculuğunda yanıtsız sorulara yanıt bulmak sizin alanınızda insanlığı nasıl etkiliyor, biraz anlatır mısınız?

Özge Esra Kaboğlu: Psikolojinin birçok alt alanı var bahsettiğim gibi. Her biri için sayfalarca faydalardan söz edilebilir. İnsanı anlama çabasıyla psikolojiyi kullandığınızda davranışın sebeplerini, düşüncenin süreçlerini, duygulanımı anlamlandırmaya başlıyorsunuz. Yalnızca anlamak değil, psikolojik güçlükler yaşayan insanların hayat kalitelerini artırmak, onlara yardımcı olmak da bir arayış. Psikolojide ortaya çıkan ekoller, davranışlara ve kökenlerine ilişkin ifade edilen hipotezler ve önerdikleri çözüm yolları başarı sağlarsa, nice insanın hayatını kolaylaştırabiliyor. Bu ekollerin birçoğu da her geçen gün güncel bakış açıları kazanıyor. Her biri önceki bilgiden aldığı güçle serpilip, yeni bir görüş sunuyor.

Günümüzde üniversitelerde verilen eğitimin nitelik değişimini fark etmemek mümkün değil. Sizce alanınızın eğitimi verilirken “zamansız” diyebileceğimiz unsurlar nedir, neler olmalıdır?

Sevgi Can Yağcı Aksel: Eğitim değişiyor. Bir yandan teknoloji bu dönüşümde başat bir rol oynuyor, bir yandan küresel başka etmenler, örneğin şu yaşadığımız; hepimizi her yerde eve kapatan salgın, ama bir yandan da değişmeyen gerçeklikler var. Her toplumun kendi yerel meseleleri var. Evrensel bilim ölçütlerinden sapmamak, bilimi her türlü güç odağından korumak, liyakat meselesi, ilk akla gelen şeyleri böyle sıralayabilirim.

Sizce eğitimde bilimin rolü nedir? Nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Özge Esra Kaboğlu: İnsan aklının düşünmesi, yorumlaması, araştırması çok kıymetli. Edinilen bilimsel bilginin öğrencilere ulaşması, yeni araştırmalar ve kazanımlarla zenginleştirilmesi bence çok önemli. Bilim sürekli yeni bilgiler sunmakta, yeni yöntemler önermekte bunları takip edebilmek bilim dünyasında öncü nesiller yetiştirmek için de bir temel oluşturuyor. Ben sorgulayan, merak eden, elindeki bilgiyle yetinmeyen yeni nesilden çok umutluyum.

Sevgi Can Yağcı Aksel: Eğitim ve bilim, birbirinin varlık ve sürdürülme nedeni. Bu ilişki, niteliği de oldukça belirliyor. Birine hak ettiği önemi vermezseniz, diğeri de yavanlaşır, boynunu büker, soru sormaz hâle gelir. Başarılı bilim insanlarını ancak nitelikli eğitim sistemleri yetiştirebilir. Eğitimse bilimi ölçüt aldığı sürece gelişebilir.

Özellikle son dönemde aşı tartışmaları ile birlikte bilime olan güven sorgulanır hâle geldi. Bu sorgulamanın sonucu sizce bilimsel bakışa nasıl etki eder?

Özge Esra Kaboğlu: Sorgulamak bilimin temel unsuru. Sorgulamadan, incelemeden bilim olmaz elbette. Sosyal bilim alanında bu konuya yorum getirebilirim; tıbbi, kimyasal boyutlarını bilemem ancak halkın bilimsel verileri sorması, çalışmaları merak etmesi, araştırmaların geçerlik ve güvenilirliklerini yorumlaması bence bilimsel bilgiye güvenin kanıtı. Yeniliklere açık olma, bilimsel çalışmalara katılma, çareyi bilim insanlarıyla arama, geldiğimiz sürecin bilim dünyası için çok değerli olduğunu ifade ediyor bana. İnsanların güvenme ihtiyacı da son derece doğal. Bu süreçlerin güzel bilimsel gelişmelere kaynak olacağını umuyorum.

Sevgi Can Yağcı Aksel: Sorgulamanın ve tartışmanın niteliğine bakmak gerekir. Bilimsel bir sorgulama bilime zarar vermez, aksine yolunu açar. Ancak bu nitelikten yoksun, herhangi bir yönüyle güdümlü, başka bir amaca hizmet etmek için bilimi araçsallaştıran her türlü sorgulamanın faturasını uzun ya da kısa vadede ödeyecek olan bilim, dolayısıyla da toplumdur.

Bilim nedir nasıl yapılır


Ülkemizde bilimsel bakışın gelişmesi için ne gibi değişimler olması gerekir?

Özge Esra Kaboğlu: Bunun temelinde bilimin önemini anlatmak, nitelikli bir eğitim vermek, ilkokuldan itibaren referansları olan bilgilerle eğitime yaklaşmak gerekiyor. Çocuğun merak duygusunun desteklenmesi, öğrenmeyi keşfetme arzusuyla gerçekleştirmesi bilime duyduğu heyecanı ortaya koymasına destek olabilir. Önce çocukların dünyasında teknoloji, bilim ve keşif arzusunu desteklemeli ve bitmeyen öğrenme merakını canlı tutmalıyız. Bilim insanlarının başarılarından bahsetmeli, bilim insanlarını desteklemeliyiz.

Bilim denildiğinde ilk önce akla materyallerin laboratuvar ortamında incelenmesi ve işlenme süreci sonunda bir kesinliğe kavuşması geliyor. Sosyal bilimlere bağlı olarak sizin alanınızda bu süreç nasıl işliyor? Bilimin kesin bir sonuca ulaşması gerekli midir yoksa bu durum değişkenlik gösterebilir mi?

Özge Esra Kaboğlu: Bilimsel bilgi sosyal bilimlerde de elbette kanıta dayalı olmalı. Sosyal bilimlerde de araştırmalar yoluyla bilimsel bilgiye ulaşmak mümkün. Edinilen bilginin güvenirliği ve geçerliliği bizlere bu konuda yorum yapma şansı sağlıyor. Elbette yapılan başka araştırmalar, kullanılan farklı yöntemler sonucunda bu bilginin güncellenmesi, yeni araştırmalarla desteklenmesi ya da yanlışlanması mümkün. Sosyal bilimlerde genellikle deney ve kontrol gruplarıyla araştırmalar yapılabiliyor. Bu noktada örneklem seçimi, sürecin yönetilmesi, kullanılan ölçek ya da envanterler oldukça önemli. Mindfulness üzerinden konuşacak olursak da üzerinde araştırmalar yapılmış standardize edilmiş programlar var. Bu programlar geniş örneklemlerle çalışılarak sonuçları incelenen ve bazı araştırmalarda fMRI görüntülemeleri ile kullanılıyor. Öntest ve sontest uygulamalarıyla kişilerde programların meydana getirdiği değişimler ölçülüyor.

İnterdisipliner bir alanda çalışıyorsunuz, en sık dirsek temasında bulunduğunuz dallar hangileri? Bu birliktelik/temas çalışmalarınızda nasıl bir fark yaratıyor?

Özge Esra Kaboğlu: Psikoloji kendi içinde birçok alt alanı olan bir bilim ve klinik psikoloji, nöropsikoloji, sosyal psikoloji gibi hepsi birbirinden bolca besleniyor. Psikiyatri, nöroloji gibi alanlarla dirsek temasımız çok yoğun. Elbette sadece tıp değil, sosyoloji de çocuk gelişimi önemli bir ayak. Bunun yanında dil bilimi de psikoloji için önemli bir kaynak. İnsanı anlamanın en önemli aracı dil ve onu analiz edebilmek. Bu birliktelik verimi artırıyor. Diğer bilim insanlarından destek almak, onların araştırmalarından yararlanmak, bir arada takipte bulunmak birçok durumda insanı anlamak için zorunlu oluyor.

Mesleğinizle/alanınızla ilgili son zamanlarda sizi en çok heyecanlandıran bilimsel gelişme ne oldu?

Özge Esra Kaboğlu: Mindfulness tekniklerinin merak uyandırması ve bu alanda yazılan makalelerin artması çok memnun edici. Geçtiğimiz günlerde alanımdan çok uzak bir konuda mindfulness ile ilgili bir makale okudum. Turizmde Covid sonrası mindfulnessın bir ihtiyaç haline geldiği ve wellbeing alanında turizmi bilinçli tüketiciye uygun olarak şekillendirmek gerektiğini anlatmış. Artık mutluluk vaadiyle bir turizm pazarlaması yerine insan için iyi olanın, farkındalıkla seçilenin tercih edilmesi gerektiğinden bahsetmiş. Hatta mindfulnessın turistler arasında yayılmasının turizm sektöründe çalışanların çalışma şartlarının bile değişmesine sebep olabileceğinden bahsedilmiş. Tüketim odaklı olmayan, yaşamı anlama merakıyla seçilen seyahat rotalarında resepsiyonistin gülümsemesindeki yorgunluğu da fark eder hale geliyor turistler bu da daha şefkatli bir sektör yaratmaya yardımcı olacak çıkarımı yapılmış. Bu gerçekten hiç bakmadığım bir yöndü. En son okuduğum ve şaşırdığım makale olarak bundan bahsedebilirim sanırım. Bu sadece turizmde değil birçok alanda mindfulnessın hayatımızı dönüştürdüğünün kanıtı. Hayal gücümüzün ötesinde birçok alanda değişim getirebilir bizlere. Merak edenler için şu bilgiyi de ekleyeyim:
Uglješa Stankov, Viachaslau Filimonau & Miroslav D. Vujičić (2020) A mindful shift: an opportunity for mindfulness-driven tourism in a post-pandemic world, Tourism Geographies, 22:3, 703-712, DOI: 10.1080/14616688.2020.1768432

Sizce bilimin temel motivasyonu nedir ve ne olmalıdır?

Özge Esra Kaboğlu: Bilimin temel motivasyonu keşif arzusu ve merak ile araştırmak olmalı bence. Hatta sadece bulmak için değil, merak ettiğin için araştırmak.

Bilimle alakalı mesleklere daha fazla kadının girmesi, bilim yapma konusunda ne gibi değişikliklere yol açar? Ya da sizce herhangi bir değişikliğe yol açar mı?

Sevgi Can Yağcı Aksel: Asıl sorun her zaman patriarka. Bu uğurda mücadele yüzyıllardır sürüyor. En başta bu zihniyetin değişmesi gerekli. Her alanda kadın istihdamının artırılması elbette çok önemli bunun önündeki engel, yine bu dışlayıcı, erkek egemen yapıdır o değişirse her şey değişir. O nasıl değişir? Başta doğru eğitim politikaları ile, kadından yana yasal düzenlemelerle, bu düzenlemelerde söz sahibi olanlar ise kadınlar olmalı elbette.

Özge Esra Kaboğlu: Kadın ve erkek diye bir ayrım bana çok iyi gelmiyor doğrusu. İnsanın bilimle ilişkisi önemli olmalı burada. Ancak akademik düzeyde eğitime kadın ve erkeğin adil şekilde ulaşabilmesi, bu yolculukta desteklenmesi ve herkesin kendi içindeki cevheri ortaya koyma imkânı bulması gerekli. Kadın ya da erkek; öğrenmek isteyen, okuyan, kendini öğrenmeye adayan her insanın kıymetini bilmeli, düşüncelerine değer vermeliyiz. Düşünen, üreten, araştıran her bir bireyin bilime katkı sunma potansiyeli vardır, yeter ki yeterli eğitime ve imkâna ulaşabilsin. Herkesin yaşam deneyimi farklı olacağı için kendi deneyiminden de ilhamla bilime katkı sunması önemli, bu nedenle cinsiyete ilişkin sorunlarda elbette o zorluğu deneyimleyenlerin daha büyük bir merakla konuyu araştırabileceğini, sorunu anlamlandırabileceğini düşünüyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.