the facts belgesel
/

Attenborough’un yeni belgeseli ‘Extinction: The Facts’

9 dakikalık içerik

Doğa belgeseli Extinction: The Facts izleyiciyle buluştu. Natüralist yayıncı David Frederick Attenborough’un yeni belgeseli, BBC One’de yayımlandı. 

Extinction kelime anlamı olarak “yok olma, tükenme” ifadelerini karşılarken, the facts ise “gerçekler” demek. Extinction: The Facts isimli belgesel, dünyamızın içinde bulunduğu küresel ısınmayla birlikte nasıl yok oluşa doğru hızla sürüklendiğini konu ediniyor. Attenborough, belgeselde bir milyon türün neslinin tükenme riski altında olduğunu, bu biyolojik çeşitlilik krizinin hepimiz için nasıl sonuçlar doğurduğunu ve bizi daha büyük pandemik hastalık riskiyle karşı karşıya bıraktığını araştırıyor.

Türlerin neslinin tükenmesi, doğal evrimin hızından yaklaşık 100 kat daha hızlı şekilde gerçekleşiyor ancak mesele tek tek türlerin kaybından çok daha fazlası. Doğal dünyadaki bizler de dahil her şey birbiriyle bağlantılıdır. Şimdi dünyamız hızlı bir yok oluşa doğru ilerlerken, bu doğal denge hızla bozuluyor. Örneğin, böceklerin kaybı, mahsullerin tozlaşmasını; topraktaki biyolojik çeşitlilik kaybı da bitkilerin büyümesini tehdit etmekte. Dünyamızdaki bitkiler, ihtiyacımız olan şeylerin çoğunun temelini oluşturuyor ama bitkilerin dörtte biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Geçtiğimiz yıl Birleşmiş Milletler bir rapor sundu; aşırı avlanma, iklim değişikliği ve kirlilik dahil olmak üzere biyolojik çeşitlilik kaybının temel faktörleri belirlendi. Biyoçeşitlilik kaybının en büyük nedeni ise doğal yaşam alanlarının yok edilmesi olarak dikkat çekiyordu. Buna göre, Dünya’nın buzla kaplı olmayan karasal yüzeylerinin yüzde 75’i insanlar tarafından değiştirildi; genellikle tarım amaçlı kullanıma açıldı. Tüketiciler olarak marketlerden satın aldığımız ürünler aracılığıyla türlerin kaybına farkında olmadan etki ediyoruz. Tüm bunların yanı sıra yabani hayvan ticareti ve habitatların yok edilmesi gibi insan faaliyetleri, hastalıkların ortaya çıkmasına zemin oluşturuyor.

Extinction: The Facts bize ne öğretecek?

the facts belgesel
Belgesel, son iki kuzey beyaz gergedanı Najin ve Fatu’yu konu ediniyor. Fotoğrafta, gergedanların eski baş bakıcısı Mohammed Doyo var. Kaynak; Dai Kurokawa / EPA

94 yaşındaki yayıncı David Attenborough’un son 70 yılda hazırladığı belgesellerden doğa hakkında çok şey öğrendik. Yeni bir BBC belgeseli olan Extinction: The Facts, doğanın durumunun gerçekte ne kadar tehlikeli olduğunu, gezegenimizi paylaşan herkes için neden önemli olduğunu ve neyin değişmesi gerektiğini gösteriyor.

Belgesel, yeryüzündeki son iki kuzey beyaz gergedanının (Ceratotherium simum) koruyucusu James Mwenda ile yapılan üzücü bir röportajla başlıyor. Son iki kuzey beyaz gergedanı olan Najin ve Fatu belgeselin odak noktası iken, belgesel yok oluşun yalnızca büyük, manşetlerin odak noktası memelilerle sınırlı olmadığını, birçok farklı türü etkilediğini vurguluyor.

Attenborough’ın 1978’de tanıştığı genç gorillerin şimdi birçok çocuğu bulunuyor. Kaynak; BBC

Extinction: The Facts isimli belgesel, böceklerin ekinlerimizi tozlaştırmadaki rolünü, ağaçların ve sulak alanların kaybının toprak kaymalarına nasıl etki ettiğini anlatıyor. Biyoçeşitlilik kaybının itici güçleri ile ortaya çıkan hastalıklar arasındaki potansiyel bağlantı da aktarılıyor. Yaban hayatı ticareti, hayvanlar arasında yakın temasa neden olarak virüslerin türler arasında atlaması için mükemmel bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda, büyük yırtıcı hayvanların ortadan kaldırılması, tehlikeli virüsler taşıma olasılığı daha yüksek olan kemirgen ve yarasaların artmasına neden olmakta. Belgeselin konusu biyoçeşitlilik kaybı ve nedenleri ile sonuçları üzerine bize bir ders niteliğinde.

İsraf ve hızlı tüketim biyoçeşitlilik kaybını tetikliyor

David Attenborough belgeselleri
David Attenborough. Kaynak; Wikimedia Commons

Peki, biyoçeşitlilik kaybı bu kadar büyük bir hızla ilerlerken neden hiçbir şey yapmadık ve ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle, belgesel, zengin ülkelerde tüketimin önemli bir faktör olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ortalama bir İngiliz’in ortalama bir Hintli’ye göre kaynaklarını dört katından fazla tükettiği göz önüne alındığında, Birleşik Krallık gibi yerlerde tüketimi azaltmak hayati önem taşıyor. Ekonomist Partha Dasgupta‘nın dediği gibi, “40 yıl önce İngiltere’deki insanlar çok daha az tüketiyordu ama o zamanlar daha mutsuz olduklarına dair bir kanıt yok.” Belgesel, sezonu dışında tüketilen yiyecekler, değişen moda ve ucuz kümes hayvanları karşılığında kaybettiğimiz doğayı açıkça vurguluyor.

İkinci olarak, Birleşik Krallık’ta üretilen şeyler için güçlü çevresel standartlara sahip olmak (önemli olsa da) yeterli değildir. Ayrıca, satın aldığımız ürünlerin ve yediğimiz yiyeceklerin nereden geldiğini de dikkate almalıyız. Son olarak belgesel, çevreye verdiğimiz zararın gerçek maliyetini ödememiz gerektiğine değiniyor.

Belgesel, hem gezegensel sınırlara hem de küresel eşitsizliğe daha fazla odaklanarak ekonomik çalışma biçiminde büyük değişiklikler yapılması için çağrıda bulunuyor.

Son olarak David Attenborough’ın sözleriyle yazıya nokta koyalım: “Önümüzdeki 10 yıl içerisinde etkileyici bir eylemde bulunmazsak, doğal dünyaya ve toplumlarımızın çöküşüne geri dönülemez zararlar verebiliriz.”

Kaynaklar;

BBC One

ZME Science

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.