Mısır mumyaları nasıl yapılıyordu
/

Antik Mısır mumyalarının nasıl yapıldığı paleoproteomik yöntemlerle ortaya çıktı

5 dakikalık içerik

Antik Mısır mumyaları üzerinde yapılan yeni bir çalışma, mumyaların nasıl yapıldığını gösteriyor. Bilim insanları, 4 bin yıllık bir mumyanın proteinlerini çıkarmak için non-invasive (cerrahi işlem gerektirmeyen) bir yöntem olarak bilinen paleoproteomik yaklaşımı benimsedi. 

Antik Mısır mumyalarının nasıl yapıldığı yüzyıllardır büyük merak konusu. Bu alanda yapılan birçok araştırmaya rağmen, soru işaretleri bulunuyor. Şimdi yeni yayımlanan bir çalışmada araştırmacılar, paleoproteomik yaklaşımı kullanarak yeni bilgiler ortaya koyuyor. Non-invaziv EVA örneklemesi bu çalışma ile ilk kez Eski Mısır mumyalarına uygulandı. 

4 bin yıl kadar önce Mısır’da yaşamış ve günümüzde çalışmaya konu olan kadının mumyası, 1920’lerde keşfedildi. Mumya, keşfedildiğinden beri çalışmanın da yapıldığı İtalya’nın Torino Üniversitesi Antropoloji ve Etnografya Müzesinde tutuluyor.

Bilim insanları, 4 bin yıldan daha uzun bir süre önce Yukarı Mısır’da yaşamış olan genç bir kadının vücudundan eski kolajen ve keratin örneklerini başarıyla çıkardı. Journal of Archaeological Science‘da yayımlanan çalışma, mumyalama işlemi sırasında kullanılan bazı materyallere de ışık tutuyor. Ekip, Antik Mısır mumyaları üzerinde ilk kez denenen bu yeni yöntemde, gömülü kromatografik reçineli küçük bir etinel-vinil-asetat (EVA) zarını örneğin yüzeyiyle temas edecek şekilde yerleştirdi. Bu yöntemle çıkarılan proteinler daha sonra sıvı kromatografi kütle spektrometresi kullanılarak analiz edildi. 

Mumya çam reçinesi ile yapıştırılıyordu

Analizlerin sonucunda, mumyanın derisinde ve vücudu sarmak için kullanılan malzeme katmanlarında Pinaceae (çamgiller) reçinesi ortaya çıktı. Pinaceae reçinesinin, mumyalama işlemlerinde kullanıldığı düşünülmekteydi. Bu analiz, Antik Mısır Krallığı’nın ilk hanedanlarının mumyalama sürecine hakkında bilgi kıtlığını giderecek önemli bir gözlem oldu. 

Elde edilen örnekler, mumya derisinin yüzeyinde bulunan mikrobiyomun bir anlık görüntüsünü sağladı ve gelecekteki koruma çalışmaları için hayati öneme sahip olabilecek potansiyel biyodeterojenleri ortaya çıkardı. Koruyucu ajanlarda bulunan yağları çözme özelliğine sahip biyodeteriojenlerin keşfi, gelecekte “yeşil teknoloji” uygulamalarına da sahip olabilir. 

Torino Üniversitesi Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde çalışmalarını yürüten ekibin etinel-vinil-asetatı kullanarak yaptığı başka projeleri var. Bunlar arasında, Dracula’nın arkasındaki ilham kaynağı Kont Vlad Tzepesh‘in (Kazıklı Voyvoda ya da Kont Drakula) orijinal el yazmalarının taranması ve Leonardo da Vinci‘nin resimlerinin keşfedilmesi yer alıyor. Ekip, yakında başlatmayı plandıkları projede ise köle ticaret gemilerinden gelen navigasyon kayıtlarının bir analizini yapacak. Ekip, bu projeye ilişkin, “Hollandalılar büyük köle tüccarları arasındaydı ve bu tarihi kayıtların geniş bir koleksiyonuna sahipler. Gemide taşıdıkları ve Amerika’ya götürdükleri patolojileri tespit edebileceğimize  inanıyoruz. Muhtemelen gemide yanlışlıkla taşıyarak Yeni Dünya’da ortaya çıkan bitki tohumlarını ve polenlerini de bulabileceğimizi umuyoruz.” dedi.

Kaynak;

Bio Techniques

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.