2019’un En İyi 10 Bilim Söyleşisi / Röportajı

23 dakikalık içerik

Bilim haberleri arasında 2019’un en iyi 10 bilim söyleşisini / röportajını belirledik.

Bilimma olarak, 2019 yılında 650’nin üzerinde haber yayımladık. “Doğru” bilim haberciliği yapmak gayesiyle çıktığımız bu yolda, 2019 yılı içinde onlarca bilim insanıyla tanıştık, birçok konferans ve bilim etkinliklerine katıldık, katılamasak da onlarca bilimsel etkinliği haberleştirerek duyurduk ve elbette bilim insanları ya da bilime katkı sunan birçok kişiyle söyleşi ve röportaj yaptık.

2019’un sonuna yaklaşırken, bu yıl içinde sitemizde yayımlayarak sizlerle buluşturduğumuz söyleşiler arasından seçmece yaptık. “2019’un En İyi 10 Bilim Söyleşisi” dediğimiz bu yazımızda, hepsi birbirinden anlamlı, bilim dolu olan söyleşiler arasından 10’unu seçtik. Ancak şunu belirtmeliyiz ki, seçim yapmakta hayli zorlandık…

Listemizde 1’den 10’a kadar gibi bir sıralama yapmadık, söyleşiler rastgele sıralanmıştır.

2019’un En İyi 10 Bilim Söyleşisi

Yıldız Yolu projesinin mimarı Dr. Şener astrofiziği anlattı

Astrofizikçi Tuğça Şener
Dr. Tuğça Şener (solda).

Astrofizikçi Dr. Tuğça Şener… Dr. Tuğça Şener ne demişti, söyleşiden bir alıntı:

-“Peki Tuğça Hanım, hedefleriniz neler? Planlarınız doğrultusunda sizi neler bekliyor?

Dr. Şener: “Bilimsel hedeflerim kendi alanımda çalışmaya devam etmek ve bilim yazarlığına ağırlık vermek istiyorum. Bu noktada bilimin halka iletilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle çocukların astronomi eğitiminin çok önemli olduğu kanısındayım. Çünkü üniversite çağına gelmiş olan birey zaten tercihlerini yapmış oluyor, onlarda çok büyük farkındalıklar sağlayamayız ancak daha küçük yaşlarda bilim ile tanışma fırsatı yaratmak bilime katkı sağlayabilir. Orta okul ve lise eğitimlerimiz daha çok üniversite sınavına yönelik olduğu için çocuklar, meslekleri tanımadan meslek seçimi yapmak zorunda kalıyor. Ailelerin ve öğretmenlerin tavsiyeleri ile çocuklarımız, gençelerimiz daha iyi yaşam standardına yönelik, kendi ilgi alanlarını keşfetmeden meslek seçimi yapıyor. Bilimi, astronomiyi, fiziği sevdirmek en azından tanıtmak bilim alanında daha fazla çalışan insanımızın çıkmasını sağlayacaktır bence.

Yangınların da faydası mı olurmuş? – Yangın ekolojisi nedir?

Çağatay Tavşanoğlu.

Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji bölümü, Ekoloji anabilimdalında görevli Doç. Dr. Çağatay Tavşanoğlu, yangın ekolojisini anlatmıştı. Yangınların az bilinen özelliklerine değindiğimiz söyleşiden bir kesiti buradan da paylaşıyoruz:

-“Bir yangın oldu ve bitti. Hangi bitkiler için faydalıdır, nasıl fayda sağlar? Yangın sonrası meydana gelen kül tabakasının nasıl bir faydası oluyor? Yaşlı ağaçların ölmesinin de faydası mı var? Yangınların insan etkisiyle oluşması veya doğal oluşması fark ediyor mu bu etkilerinde?”

Doç. Dr. Tavşanoğlu: “Bir yangının insan etkisiyle oluşması veya doğal olarak meydana gelmesi çok fark etmiyor. Toprak üzerinde birikmiş olan bütün organik madde, yanıyor ve kül oluyor. Bir kısmı buharlaşıyor ama bir kısmı toprağın yüzeyine düşüyor. Kül, organik maddenin toprağa dönmesi için bir yöntemdir. Toprağın gübrelenmesi gibi düşünülebilir, toprağa besin sağlıyor. Ormanın altında ışık göremeyen tohumlar, yangının ortaya çıkmasıyla çimlenebiliyor, çünkü ışık alıyor orman örtüsü ortadan kalktığı için. Buna ek olarak toprağın mineral yapısı zenginleşiyor…”

Siz fotoğraf çekilin diye doğadan koparılan büyük kediler

aslan park nedir
Kaynak; Big Cat Rescue

Aslan parklar / kaplan parklar son yıllarda karşımıza çıkan yeni bir hayvan endüstrisi. Nedir bu parklar peki? Hayvanat bahçesi ya da sirk değiller ancak pek de farkları olduğunu söyleyemeyiz. Sonuç olarak tutsak edilen, doğadan koparılan büyük kedilerin bulunduğu, insanların “ziyaret” etmek amacıyla gittiği, biberonlarla büyük kedileri beslediği, fotoğraf çekildiği hayvan parkları. Ancak bu endüstrinin gözler önüne serilmeyen yönleri neler? Cevaplarını, Big Cat Rescue (ABD merkezli büyük kedileri koruma örgütü) ve HAKİM (Hayvan Hakları İzleme Komitesi) ile yaptığımız söyleşiler ile vermeye çalıştık.

Big Cat Rescue ne demişti:

“Büyük kediler hayatta kalırlarsa, genellikle küçük kafeslerde yaşamlarını sürdürüyor. Dişiler doğumdan hemen sonra doğal olmayan bir şekilde yeniden üremeye itiliyor. Vahşi doğada dişiler, 2-3 yıl yavrularını büyütür ve ondan sonra yeniden gebe kalırken, kafeslerdeki dişiler için bu durum hiç de böyle değil. Endüstrinin sürmesi için dişiler üremeye zorlanıyor. Bu doğal olmayan sürekli üreme şeklinden dolayı hayvanların, üreme kanserlerine yakalandıkları düşünülüyor.”

Bol takipçili bilim insanları ile Twitter üzerine söyleşi

Twitter'ın fenomen bilim insanları

Twitter’da çoğunlukla bilimsel içerikli paylaşımlar yaparak, “takipçi kitlesini” oluşturan bilim insanlarımız ile söyleşiler yaptık. Arkeoloji, antropoloji ve biyoloji alanlarında çalışan bilim insanlarından Ezgi Altınışık, Gözde Çilingir ve Jens Notroff‘un Bilimma’ya özel açıklamalarını kaleme almıştık.

Ezgi Altınışık: “Bizim alanda en önemli şey merak. Çünkü öyle milyon dolarlar kazanacağınız bir ortam maalesef yok. Bir derdiniz, sorunuz olmalı. El yordamıyla ilerlemek çok zor, bir yönlendiriciniz olmalı. Bu konuda ülke olarak şanslıyız. Dünyanın tarih öncesi dönemi açısından Anadolu oldukça önemli bir coğrafya. Tarımın ortaya çıkışı, kentlerin kuruluşu bu coğrafyada gerçekleşti. O yüzden merak edilecek çok şey, sorulacak bir sürü soru var. Diğer yandan da artık Türkiye’de antik DNA çalışmaları oldukça iyi bir seviyede, kesinlikle dünyanın gerisinde değiliz.”

Gözde Çilingir: “Doğa koruma projeleri genel olarak insan davranışından bağımsız düşünülemez, dolayısıyla akademik çalışmalarım dışında farkındalık yaratma projelerinde de yer aldım ve almaya devam edeceğim. Bu zamana kadar ağırlıkla Myanmar’daki kaplumbağa projelerimiz için farkındalık yaratma projeleri yürüttüm. Sosyal medya aracılığıyla dünyanın bir sürü yerinde süregelen doğa koruma projelerini elimden geldiğince fazla insanla da paylaşmaya çalışıyorum. Bir de tabii hayalimde bir dünya var ve o dünyanın bir temsilcisi gibi yaşamaya çalışıyorum kişisel hayatımda da. Örneğin karbon ayak izimi azaltmak için 11 yıldır et tüketmiyorum, ağırlıklı olarak toplu taşıma kullanıyorum ve neyi tüketiyorsam bilinçli tüketmeye çalışıyor, israf etmiyorum.”

Jens Notroff: “Babam beni 4 yaşımdayken Berlin’de müzelere götürmüştü. O zamandan beri arkeolojiye ilgi duyuyorum. Camın altındaki mezarların görüntüsü beni etkilemişti. Bu insanlar kimdi, neden mezarlarında taş ve çömlek taşıyorlardı? Bunları düşünüyordum. Merakım arttı.”

Karabük’ten Kaliforniya’ya uzanan örnek bir bilim insanı hikayesi

şeyda ipek kimdir
Dr. Şeyda İpek (sağda).

California Üniversitesi Irvine kampüsünde doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapan parçacık fizikçi Dr. Şeyda İpek ile bir söyleşi yapmıştık. 15 soru sorarak, hem Şeyda İpek hocamızı hem de parçacık fiziğini tanıdık.

Dr. Şeyda İpek: “Madde – antimaddeyi şöyle ifade edebilirim; ‘zıt yükler birbirini çeker’ deriz, onun gibi, -1 yüklü bir parçacık ile +1 yüklü parçacık birbirini çekip 0 yüklü oluyor. Parçacık fiziğinde 0 yüklü olmak demek, birbirini yok edip, enerjiye dönüşmektir. Bu enerji de fotonlar aracılığıyla oluşur. Evrende eşit miktarda madde ve antimadde olsa bunlar birbirlerini çekip yok eder. İşte bu yüzden biz bu evrende antimadde yok diyoruz. Bizi yok eden bir şey yok çünkü. Fakat bu, evrende hiçbir şekilde antimadde yok anlamına gelmesin. Antimaddeyi bizler laboratuvarda üretebiliyoruz. Tabi çok kontrollü, küçük miktarlarda üretiyoruz ve onların da başka bir madde parçacığını bulup yok olduğunu görüyoruz.”

Lüferin hikayesi belgesel oldu

Lüfer belgeseli Mert Gökalp
Görüntü; Mert Gökalp

Efsanelere konu olan bir balık; lüfer. Lezzetinden, büyüklüğünden, ulaşılabilir oluşundan ötürü neredeyse hepimiz bu balığı biliriz. Deniz biyoloğu, yazar, sualtı fotoğrafçısı ve yönetmen olan Mert Gökalp’in “Lüfer / Bluefish” belgeseli İstanbul, Ankara, İzmir, Yunanistan, Almanya gibi birçok noktadaki festivallerde gösterildi.

Mert Gökalp: “Lüfer, her yıl mayıstan hazirana kadar Karadeniz veya Marmara’da yumurtlar. Daha sonra ise kışa kadar güneye akar. Bu süreçte Akdeniz’e kadar yayılır. İlkbaharda tekrar kuzeye dönerek üremeye başlar. Lüferlerin sayıları bilinmiyor çünkü yeterli popülasyon araştırmaları yok. Genel olarak diğer deniz canlıları için de durum böyle, yani yeterince popülasyon araştırması yok. Avcılık verileri de doğru değil, balıkçıların verdiği rakamlar güven vermiyor. Balıkların satıldığı halde de kontrol yok. Ancak lüferin sayı olarak azaldığını avcılığın düşmesinden dolayı biliyoruz. Örneğin 1980’lerin sonuna doğru inanılmaz derecede lüfer yakalanırken (32 bin ton gibi), 2013’te 5 bine kadar inmişti. Balığın fiyatının da artmasından anlayabiliyoruz elbette. Sadece lüfer olarak da bakmayalım, kalkan, hamsi, levrek gibi diğer tüm ekonomik değere sahip canlılarda düşüş var. Bunun dışında yemediğimiz canlılarda da düşüş var.”

Akademik hayatta “bilmiyorum” demekten çekinmeyin!

imposter sendromu nedir
Hande Alptekin

Imposter sendromu nedir? Nasıl başa çıkılır?

Söyleşimizde önce Imperial College London’da doktora yapan ve Imposter sendromu yaşadığını belirten Hande Alptekin ile ardından da Uzman psikolog Esra Oras ile Imposter sendromunu tanımladık ve başa çıkma yöntemlerini konuştuk.

Hande Alptekin, Imposter sendromunu, “Kişinin bulunduğu yere eğitimi, başarıları, zekasıyla değil de şans eseri geldiğini düşünmesidir. Bu sendrom içindeki kişiler aslında hiç de insanların zannettiği gibi zeki ya da başarılı olmadığına inanır ve devamlı bu durum açığa çıkacak diye endişe içinde olurlar.” şeklinde ifade ediyor.

Keşfettiği liken türüne hocasının adına ithafen bir isim verdi; bayozturkii

Antarktika araştırmacısı Gökhan Halıcı
Prof. Dr. Mehmet Gökhan Halıcı ve Hilal Bardakcı

Antarktika kutup seferlerine katılarak araştırmalar yapan biyolog, likenoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Gökhan Halıcı ile söyleşi yapmıştık. Söyleşiden bir kesit;

-“Seferlerdeki en heyecan verici çalışmanız hangisiydi?”

Prof. Dr. Halıcı: “Yeni türü tanımladığımız çalışma diyebilirim bu sorunun cevabına. bayozturkii olarak adlandırdığımız tür benim için daha özeldi. Kutup araştırmalarına katılmamı sağlayan Prof. Dr. Bayram Öztürk’ün adına ithafen yeni türe bu adı verdik. Kendisi de bana göre Türkiye’de, Antarktika’yı en iyi tanıyan kişi. Bayram hocanın Antarktika ile ilgili olağanüstü bilgi birikimine sahip olduğunu söyleyebilirim. Bayram Öztürk hocanın isimi yeni türe vermek, türü benim için özel kıldı. Ama her yeni kayıt, tür, makale beni heyecanlandırıyor tabi. Çünkü yaptığımız her çalışma Türk biliminsanlarının çeşitli yerlerdeki türlere, çalışmalara katkısını gösteriyor.”

Arazi kullanımı ile biyoçeşitliliği olumsuz etkiliyoruz

hakan gür yer sincabı

Doç. Dr. Hakan Gür, Anadolu yer sincabı özelinde Anadolu ekolojisini ve iklim değişikliğini anlattı.

Doç. Dr. Hakan Gür, ne demişti: “Anadolu yer sincabı, özellikle de fosil yakıt kullanımındaki bugünkü artış devam ederse, 21. yüzyılda yaşam alanlarının çoğunu kaybedebilir... Türler, iklim değişikliğine yerlerini (yani, coğrafi dağılımlarını) değiştirerek ve/veya değişen çevresel koşullara uyum/uyarlanma yoluyla (örneğin, iklimsel nişlerini, biyolojik olayların zamanlamasını değiştirerek) cevap verir. Bu cevapları veremezlerse, yok olurlar. İklim değişikliğine verilen en hızlı cevap, yer değiştirmektir. Ancak arazi kullanımı (örneğin, bozkırların tarımsal alanlara dönüştürülmesi) nedeniyle, türlerin yaşam alanlarını/habitatlarını yok ediyoruz ve varolanların da birbirleriyle bağlantısını koparıyoruz. Yani, arazi kullanımı, hem habitat kaybına hem de habitat parçalanmasına neden oluyor. Böylece, türlerin iklim değişikliğine cevap olarak yer değiştirmesini engelliyoruz ya da iyimser bir tahminle zorlaştırıyoruz. Arazi kullanımı ile birlikte, biyolojik çeşitliliği tehdit eden diğer faktörlerin de, iklim değişikliğinin biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerini arttırdığını söyleyebiliriz.”  

Havuzlarda ne de güzel dans ediyor yunuslar, değil mi? Değil!

yunus park

Yunuslara Özgürlük Platformu ile söyleşi yaparak yunus parkları yazmıştık. Aslan parklar / kaplan parklar gibi yunus parklarda yaşamak daha doğrusu insanları eğlendirmek zorunda bırakılan yunusların durumu da aynı. Yunuslara Özgürlük platformunun sözcüsü Öykü Yağcı ne demişti:

“Yunus sürülerinde lider bireylerin canlı yakalama sırasında sürüden koparılması demek, bazen tüm sürünün dağılmasına ve/veya diğer bireylerin zarar görmesine de neden olabiliyor. Hatta canlı yakalama sırasında pek çok birey de hayatını kaybedebiliyor. Bunun en yakın örneğini, 1983’ten beri yasak olmasına rağmen, Türkiye’deki yunus gösteri ve terapi merkezleri için ‘Tarım Bakanlığı özel izniyle’ 2006-2007 yılları arasında Türkiye sularından yakalanan ve bu sırada hayatını kaybeden yunuslarda gördük. Araştırmacılar, travmatik biçimde doğadan yakalanıp esaret altına alınan yunusların aşırı stres ve adaptasyon sorunu nedeniyle ilk 5 günde ölüm riskinin 6 kat arttığını belirtiyor. Tüm bu süreçleri atlatarak hayatta kalabilenler için ise yunus parklarında yaşam tam bir işkence.”

Sizin yorumunuz nedir?

Your email address will not be published.