2016 Nobel Ödülü Yoshinori Ohsumi’ye verildi!

2
57

Bu yıl Tıp alanındaki Nobel ödülü Yoshinori Ohsumi’ye verildi. Tokyo Institute of Technology’de çalışmalarını sürdüren Ohsumi, otofaji (Autophagy, Latince: kendini-yiyen) ile bu ödülü aldı.

Otofaji, hücrelerin kendi iç bileşenlerini sindirdikleri bir sürecin ismi. Bu süreç açlık gibi çevresel streslere karşı evrilmiş bir mekanizma olarak görülmekte. Ancak bunun ötesinde otofajinin gerçek önemi hücrenin sağlığını koruyabilmek için yürüttüğü bir işlemler ve kanserle olan ilişkisine dayanmakta. Ayrıca uzun ömürlü hücreler olan nöron gibi yapılarda hücrenin yenilenmesi içinde önem kazanmakta. Süreç hücre sitoplazmasında gerçekleşiyor ve aslında hücrenin sitoplazmasında biriken protein artıkları gibi maddelerin kaldırılmasında görev alıyor. Konu ilk defa 1950’lerde Belçikalı araştırmacı Christian de Duve’nin lizozomu keşfetmesiyle başlamakta. De Duve bu çalışmaları ile 1974 yılında Nobel Ödülü alıyor.

14595679_10155319983201038_2256119853684493885_n

Daha sonra otofaji konusu 1990’da Ohsumi’nin maya hücrelerindeki problemleri çözmesine kadar çok göz önünde olmuyor. Ayrıca bu dönemde araştırmacılar otofajiyi sadece özel durumlarda gerçekleşen bir hücresel olay oalrak görüyorlar ve yoğun araştırılan bir konu olmuyor. Ohsumi, diğer araştırmacıların otofaji ile çok fazla ilgilenmiyor olmasını bir fırsat olarak görüyor ve bu alanda araştırmalarına başlıyor. Ohsumi 2012’de, Inamori Foundation’ın Kyoto Prize töreninden sonraki röportajında şöyle anlatıyor:

“Hiç kimse çalışmadığı için, araştırma projemde maya vakuollerinde madde taşınımını seçtim.”

Günümüzde ise otofaji sürecinin, hücrelerin sağlıklı olması için önemli bir fonksiyon olduğu ortaya çıkmış durumda.

Yoshinori Ohsumi’yi araştırma konusu seçerken gösterdiği cesaret ve başta Nobel Ödülü olmak üzere aldığı ödüller için kutluyoruz.


http://www.bilimma.com/otofaji-diyeti/

 

Paylaş
Önceki İçerikÇin’deki klinik denemelerin %80’i uydurma
Sonraki İçerikAslında “Otofaji”: Nobel ödülleriyle dolu bir geçmiş!
Hacettepe Biyoloji Bölümünden 2011 yılında mezun olduktan sonra ODTÜ’de Antik DNA çalışmaları ile lisans üstü eğitimini sürdürmüştür. Lisans eğitiminde ve daha sonrasında ekoloji ve popülasyon ile ilgilenmiş olup, vektör ekolojisi üzerine çalışmaları ve yayınları bulunmaktadır. ODTÜ’de lisans üstü çalışmalarına devam ederken biyoteknoloji girişimciliğine adım atmış olup, Türkiye’de inovatif biyoteknoloji ekosisteminin gelişmesi için çalışmalarına devam etmektedir. Bildiklerini ve öğrendiklerini paylaşmaktan büyük mutluluk duyan Elçin, doğrulanabilir Türkçe bilimsel yayın kaynaklarının az olmasından rahatsız olmuş ve ortağı Emre ile birlikte Bilimma'yı kurmuştur. Ekim 2016'dan itibaren bilimsel haber ve bilgilerin sorgulanabilir kaynaklarla insanlara ulaşması için yazılar yazmaktadır. Fotoğraf çekmek, arazi çalışmalarına katılmak ve gezmek başlıca ilgi alanları olup, ERES Biyoteknoloji'de projelerini sürdürmektedir.

2 YORUMLAR

  1. Sayın Ekşi,
    İnternette bir video dolanıyor. Videoda Ohsumi’nin ağzından ( İslamiyetteki oruç amelinin otofajiye büyük katkısı olduğu, dolayısıyla oruç tutmanın kansere, parkinsona vs… yararı olduğu) mealinde bir video. Gerçi siz yazınızda (böyle bir diyet yok) diyorsunuz ama gene de sizden duymak istiyorum. Ben bu videoya inanmış değilim. Müslüman topluluklar ile Hıristiyan topluluklar arasında kanser oranları karşılaştırılsa durum anlaşılır. Gerçekten Japon bilim adamı böyle birşey söylemiş olabilir mi?
    Selam ve saygılarımla
    Fazıl Cerit

    • Merhaba Fazıl Bey,

      dolaşan videoların geçerli bir kaynağı bulunmuyor. Videolarda da bilim insanın resmi kullanılmış ve aynı sözler metin olarak yazılmış. Yani bu bilim insanının doğrudan kendi söylediğini göremiyoruz.

      Otofaji bir hücre içi mekanizma ve tüm organizmanın çeşitli seviyelerdeki açlık durumundan ziyade hücrelerdeki stres durumu ile ilişkili dinamiklere sahip.

      Müslüman topluluklar ile Hıristiyan topluluklar arasında kanser oranıyla ilgili ciddi bir fark çıkacağını açıkçası ben ön görmüyorum. Bu tür bir çalışmayı yapmak ise internetteki ya da sağlık bakanlığının sunduğu verilerle yapılabilir. Çünkü nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler ve nüfusunun çoğunluğu Hristiyan olan ülkeler kanser vaka sayısı bakımından karşılaştırılabilir. Ancak böyle bir karşılaştırma ne kadar doğru olur? Esas sorulması gereken budur. Çünkü karşılaştırılan grupların yaşam biçimleri, fizyolojik verileri, beslenme alışkanlıkları, günlük hareket miktarı, genetik yatkınlıkları vb. gibi pek çok parametrenin kontrol edilebiliyor olması gerekir ki gerçekten sorduğunuz soruya yönelik bir araştırma gerçekleşebilsin.

      Örneğin Afrika’da açlık sınırında yaşayan Hristiyan bir toplum ile, Amerika’yı Hristiyan oldukları için tek bir örnek gibi alamazsınız. Ya da Türkiye ve Suudi Arabistanı (en basitinden iklimsel farklılıklar) Müslüman oldukları için tek bir örnek olarak ele alamazsınız.

      Bunun yanı sıra toplumların genetik yatkınlıkları birbirinden farklı olur ve farklı hastalıklar farklı toplumlarda daha yaygın görülebilir. Bu durumun ise yine insanların inançları ya da inançları dolayısıyla yerine getirdikleri ibadetlerle ilişkisi bulunmamaktadır.

      Kişisel yorumum ise Yoshinori Ohsumi’nin bu konuyla ilgili bir yorum yapmadığı yönünde. Çünkü bilim insanları, bu tür konuları ele alırken kendi kişisel yaklaşımlarını ve diğer insanların kişisel yaklaşımlarını bilimsel çalışmalara katmazlar. Böylece kontrol edilemeyen hataları engellerler.

      Saygılarımla

      Elçin Ekşi

Bir Cevap Yazın